Avukat Ali Mert Karakılçık
Doktrinde de ifade edildiği üzere icra inkar tazminatına hükmedilebilmesi için ortada geçerli bir icra takibi bulunmalı, alacak likit olmalı, itiraz kötü niyetle yapılmış olmalı, borçlunun itirazının haksızlığına karar verilmiş olmalıdır (Yargıtay Üyesi Mahmut COŞKUN, İtirazın İptali Menfi Tespit İstirdat Davaları, 2.Baskı, Ankara 2015, s.355 ; Yargıtay 3.HD Onursal Başkanı Nihat YAVUZ, İtirazın İptali ve Tahsil (Eda) Davası, Ankara 2007, s.219). Bu kapsamda likit olmayan alacaklarda, alacağın miktarı belirli değildir; yani borçlu tarafından alacağın gerçek miktarını tespit edebilmek için bütün unsurlar bilinmemekte veya bilinememektedir. Alacağın gerçek miktarının tespiti için, ya alacaklı ve borçlu bir anlaşmaya varacaklar veya alacağın gerçek miktarı bir mahkeme kararı ile tespit olunacaktır. Borçlu, yalnız başına ne kadar borçlu olduğunu bilememektedir. Bu tür likit olmayan bir alacak için yapılan takip talebi ve gönderilen ödeme emri üzerine, borçlu, ödeme emrine itiraz ederse, itirazında haklıdır ve bu nedenle icra inkar tazminatına mahkum edilemez (Prof.Dr.Baki KURU, İcra ve İflas Hukuku, Adalet Yayınevi, Ankara 2013, s.267). Uygulamadan örnek vermek gerekirse; haksız fiilden kaynaklanan alacaklar (Yargıtay 19.Hd. 28.6.2004 T. 5958/7736), sebepsiz zenginleşmeden kaynaklanan alacaklar (Yargıtay 19.Hd. 6.5.2004 T. 2003/8369-5232) likit alacaklar değildir. Yine eser sözleşmesinden doğan alacaklar yargılama sonucu alınmış bilirkişi raporu ile saptanmışsa alacak likid değildir (Yargıtay 15.Hd. 30.6.2004 T. 1430/3656 ; Yargıtay 15.Hd. 21.12.1995 T. 6558/7577 ; Yargıtay 15.Hd. 22.05.1997 T. 1975/2657 ; Yargıtay 15.Hd. 05.12.1994 T. 5100/7205 ; Yargıtay 15.HD. 17.10.1994 T. 201/5892). Yine eser sözleşmesinde eserin ayıplı yapıldığına dayanan tazminat alacağı (YBK.M.475) likit değildir (Yargıtay 15.Hd. 14.12.2009 T. 7842/6797 ; Yargıtay 15.Hd. 5.5.2009 T. 592/2608).
Bu hususta Yargıtay 15.Hukuk Dairesi’nin 28.03.2007 tarihli, 2005/7673 E. 2007/1915 K. ilamında da aynı husus vurgulanmıştır; “…– İİK. nun 67/II. maddesi uyarınca itirazın iptali davalarında alacaklı lehine icra inkar tazminatına hükmedilebilmesi için diğer koşulların varlığının yanında alacağın likit olması da gereklidir. SOMUT OLAYDA ALACAĞIN VARLIĞI VE MİKTARI YAPILAN YARGILAMA SONUCU BİLİRKİŞİ İNCELEMESİ İLE SAPTANDIĞINDAN LİKİT DEĞİLDİR. Bu nedenle koşulları oluşmayan icra inkar tazminatı isteminin reddi yerine kabulü doğru olmamıştır. Hükmün bu nedenle bozulması gerekir ise de düşülen bu yanılgının giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden kararın HUMK. nun 438/VII. maddesi uyarınca düzeltilerek onanması uygun bulunmuştur.” hükmü tesis edilmiştir.
Yine İİK’nın 67/2.maddesinde alacaklının takibinde haksız ve kötü niyetli bulunması halinde, diğer tarafın talebi üzerine %20’den aşağıda olmamak üzere davacı aleyhine kötü niyet tazminatına hükmedileceği vurgulanmıştır. Bu kapsamda itirazın iptali davalarında dava borçlu lehine sonuçlanır, davacının takibinde haksız ve kötü niyetli olduğu anlaşılır ve davalı-borçlu talepte bulunur ise mahkemece davacı alacaklı aleyhine kötü niyet tazminatına hükmedilebilecektir (Yargıtay Üyesi Mahmut COŞKUN, İtirazın İptali Menfi Tespit İstirdat Davaları, 2.Baskı, Ankara 2015, s.378). Yargıtay uygulamasında da aynı görüş hakimdir (Yargıtay 11.Hd. 12.11.2013 T. 2012/3203-20249 ; Yargıtay 11.Hd. 12.12.2013 T. 8562-22809). Burada kötü niyet tazminatı, red olunan miktarın yüzde yirmisinden aşağı olamaz. Bu tazminata itirazın iptali davasının içerisinde hükmedilir, ayrı bir davaya konu edilemez (Yargıtay Üyesi Mahmut COŞKUN, İtirazın İptali Menfi Tespit İstirdat Davaları, s.384).
Sonuç Olarak; uygulamada likit olmayan ve muhakemeyi gerektiren alacaklarda icra inkar tazminatına hükmedilmesi, gerek yasaların emredici hükümlerine gerekse Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarına aykırılık teşkil eder.
