MUTLAK BUTLAN NEDİR ?

Avukat Ali Mert Karakılçık 

Mutlak butlan, bir hukuki işlemin kurucu unsurları şeklen mevcut olmakla birlikte, konusu veya içeriği itibarıyla kanunun emredici hükümlerine, ahlaka, adaba, kamu düzenine, kişilik haklarına aykırı olması ya da başlangıçtan itibaren imkânsız bulunması nedeniyle en baştan itibaren kesin olarak hükümsüz sayılmasıdır. TBK.m.27’de bu ilke açıkça düzenlenmiş olup, kanunun emredici hükümlerine, ahlaka, kamu düzenine, kişilik haklarına aykırı veya konusu imkânsız olan sözleşmelerin kesin olarak hükümsüz olduğu kabul edilmiştir. Mutlak butlanda hukuki işlem dış dünyada kurulmuş gibi görünse de hukuk düzeni bu işleme geçerli bir sonuç bağlamaz; bu nedenle batıl işlem baştan itibaren hüküm doğurmaz, sonradan icazetle geçerli hale gelmez ve kural olarak tarafların iradesiyle iyileştirilemez. Yokluk ile mutlak butlan arasındaki temel fark, yoklukta işlemin kurucu unsurlarının hiç oluşmaması, butlanda ise işlemin kurulmuş olmakla birlikte içeriği veya konusu itibarıyla hukuk düzenince geçerli kabul edilmemesidir (Prof.Dr.Fikret EREN, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, s.331 ; Prof.Dr.Hasan PULAŞLI, Şirketler Hukuku Şerhi, s.1015 ; Fatih BİLGİLİ / Ertan DEMİRKAPI, Şirketler Hukuku Dersleri, s.249).

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu da yokluk ile butlan arasındaki ayrımın sonuçları bakımından değil, sebepleri bakımından ortaya çıktığını; yoklukta işlemin kurucu unsurlarının bulunmadığını, butlanda ise işlemin konusunun kanuna, ahlaka, adaba, kamu düzenine, kişilik haklarına aykırı veya imkânsız olduğunu kabul etmektedir (Yargıtay HGK. 02.04.2014 T. 2013/11-1048 E. 2014/430 K.). Mutlak butlan ile iptal edilebilirlik de birbirinden farklıdır; zira iptal edilebilir işlem, süresi içinde iptal edilinceye kadar geçerli bir işlemin hüküm ve sonuçlarını doğururken, mutlak butlanla batıl işlem en baştan itibaren hükümsüzdür. Bu nedenle mutlak butlan halinde mahkemenin vereceği karar, iptal kararındaki gibi yenilik doğurucu değil, mevcut geçersizliği ortaya koyan açıklayıcı nitelikte bir tespit kararıdır. Mutlak butlan, hâkim tarafından re’sen dikkate alınır ve hukuki menfaati bulunan herkes tarafından herhangi bir hak düşürücü süreye bağlı olmaksızın ileri sürülebilir. Ancak her emredici hükme aykırılık otomatik olarak mutlak butlan sonucunu doğurmaz; yasaklayıcı normun kesin hükümsüzlük sonucu doğurabilmesi için bu sonucun kanunda açıkça düzenlenmiş olması veya ihlal edilen hükmün anlam ve amacından tereddütsüz biçimde çıkarılması gerekir (OĞUZMAN / BARLAS, s.222 ; Prof.Dr.Fikret EREN, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, s.335 ; Hüseyin HATEMİ, Hukuka ve Ahlaka Aykırılık Kavramı ve Sonuçları, s.149 ; Harun ERYİĞİT, 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu Çerçevesinde Anonim Ortaklıklarda Sermayenin Korunması İlkesi, s.138).

Mutlak butlanın klasik sebepleri emredici hükümlere aykırılık, ahlaka ve adaba aykırılık, kamu düzenine aykırılık, kişilik haklarına aykırılık, konu imkânsızlığı ve geçerlilik şekline uyulmamasıdır. Şekil eksikliğinin mutlak butlan doğurabilmesi için kanunun aradığı şeklin ispat kolaylığı için değil, geçerlilik şartı olarak öngörülmüş olması gerekir. Konu imkânsızlığında ise imkânsızlığın sözleşmenin kurulduğu anda mevcut, objektif ve sürekli nitelikte olması gerekir; sonradan ortaya çıkan imkânsızlık mutlak butlan değil, ifa imkânsızlığı hükümleri çerçevesinde değerlendirilir. Batıl bir işlem kural olarak zamanın geçmesiyle geçerli hale gelmez; fakat batıl işlem nedeniyle verilenlerin iadesi, sebepsiz zenginleşme veya tazminat gibi sonuç talepleri kendi özel zamanaşımı rejimleri içinde ayrıca incelenmelidir. Mutlak butlan iddiasının dürüstlük kuralı ile ilişkisi de önemlidir; zira TMK.m.2 batıl işlemi geçerli hale getirmez, ancak somut olayda butlan iddiasının açıkça hakkın kötüye kullanılması niteliğinde ileri sürülmesini sınırlayabilir. Yargıtay 11.Hukuk Dairesi’nin 10.04.2001 Tarihli 2001/858 Esas 2001/3023 Karar sayılı kararında da, işlem sürecinin tüm aşamalarında yer alan kişilerin daha sonra salt şekli noksanlığa dayanarak butlan iddiasında bulunmaları TMK.m.2 kapsamında dürüstlük kuralına aykırı görülmüştür.

Şirketler hukuku bakımından ise mutlak butlan özellikle anonim ve limited şirket genel kurul kararları ile yönetim kurulu kararlarında önem taşır. TTK.m.447’de anonim şirket genel kurulunun batıl kararları düzenlenmiş olup, TTK.m.622 atfıyla limited şirket genel kurul kararları bakımından da bu hüküm uygulama alanı bulur. Buna göre pay sahibinin genel kurula katılma, asgari oy, dava ve kanundan kaynaklanan vazgeçilmez haklarını sınırlandıran veya ortadan kaldıran, özellikle bilgi alma, inceleme ve denetleme haklarını kanunen izin verilen ölçü dışında sınırlandıran, şirketin temel yapısını bozan veya sermayenin korunması hükümlerine aykırı olan genel kurul kararları batıldır. TTK.m.447’de yer alan “özellikle” ibaresi, sayılan butlan sebeplerinin sınırlı olmadığını gösterse de butlanın istisnai ve ağır bir yaptırım olduğu unutulmamalıdır (Prof.Dr.Oruç Hami ŞENER, Limited Ortaklıklar Hukuku, s.607 ; Prof.Dr.Ersin ÇAMOĞLU, Limited Ortaklıklar Hukukunun Temel İlkeleri, s.163 ; Soner ALTAŞ, Limited Şirketler, s.122).

Bu çerçevede bağımsız denetime tabi bir limited şirkette TTK.m.400’deki yasaklara aykırı denetçi seçilmesi, sermayeye oranla önemli miktarda nakdi sermaye ortaklığa getirilmeden sermaye artırımı kararı alınması veya TTK.m.643 atfıyla uygulanacak TTK.m.548’e aykırı biçimde ortaklık malvarlığı ortaklara dağıtıldıktan sonra tasfiyeden dönme kararı alınması butlan örnekleri arasında gösterilebilir (Prof.Dr.Oruç Hami ŞENER, Limited Ortaklıklar Hukuku, s.608 ; Soner ALTAŞ, Limited Şirketler, s.122). Batıl genel kurul kararları baştan itibaren geçersiz olup bu kararların sonradan iyileştirilmesi mümkün değildir; ayrıca bu kararlar müdürler tarafından icra edilemeyeceği gibi ticaret siciline tescil de edilemez (Yrd.Doç.Dr.M.Fahrettin ÖNDER, Yargıtay Kararları Açısından Limited Şirket Genel Kurul Kararlarının Hükümsüzlüğü, s.108 ; Soner ALTAŞ, Limited Şirketler, s.122). Butlanın tespiti davası hukuki menfaati bulunan herkes tarafından, özellikle ortaklar ve müdürler tarafından açılabilir ve bu dava herhangi bir süreye tabi değildir (Prof.Dr.Ersin ÇAMOĞLU, Limited Ortaklıklar Hukukunun Temel İlkeleri, s.165 ; Prof.Dr.Oruç Hami ŞENER, Limited Ortaklıklar Hukuku, s.610-611 ; Yrd.Doç.Dr.M.Fahrettin ÖNDER, Yargıtay Kararları Açısından Limited Şirket Genel Kurul Kararlarının Hükümsüzlüğü, s.112).

Sermayenin korunması ilkesi bakımından da butlan değerlendirmesi yapılırken şirket malvarlığının her azalması değil, esas sermaye ve kanunen korunması gereken bağlı malvarlığına yönelik ağır ihlaller dikkate alınmalıdır. Bu nedenle yönetim kurulunun veya genel kurulun ekonomik açıdan isabetli olmayan her kararı butlan sebebi sayılamaz; hâkim burada yerindelik denetimi yapmamalı, yalnızca kanuna, esas sözleşmeye ve şirketin temel yapısına aykırılık bulunup bulunmadığını incelemelidir (Aydın Alber YÜCE, Anonim Şirketlerde Yönetim Kurulu Kararlarının Butlanı, s.117 ; Kırca / Şehirali Çelik / Manavgat, Anonim Şirketler Hukuku, C.I, s.124-125). Yargıtay 11.Hukuk Dairesi’nin 18.04.2019 Tarihli 2017/2554 Esas 2019/2864 Karar sayılı kararında, payların itibari değer üzerinden satılması nedeniyle sermayenin korunması ilkesine aykırılık bulunmadığı kabul edilerek butlan iddiası yerinde görülmemiştir. Yargıtay 11.Hukuk Dairesi’nin 26.05.2021 Tarihli 2019/4741 Esas 2021/4440 Karar sayılı kararında da bağlı ortaklık paylarının satışı bakımından rayiç değerin çok altında satıştan söz edilemediği ve sermayenin korunması ilkesinin ihlal edilmediği kabul edilmiştir. Sonuç olarak mutlak butlan, hukuk düzeninin ağır biçimde sakat gördüğü işlemleri baştan itibaren hükümsüz sayan güçlü bir geçersizlik yaptırımıdır; ancak bu yaptırımın uygulanabilmesi için işlemin gerçekten emredici hükümlere, kamu düzenine, ahlaka, kişilik haklarına, konu imkânsızlığına veya şirketler hukukunda şirketin temel yapısını ve sermayenin korunmasını ihlal eden ağır bir aykırılığa dayanması gerekir.

 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir