Avukat Ali Mert KARAKILÇIK
1- GİRİŞ
Anonim şirketin sermaye esasına dayanan yapısı, pay sahiplerinin şirketin yönetimine, ortaklık ilişkisinin devamına ve yatırımlarının geleceğine ilişkin kişisel beklentilerini ortadan kaldırmaz. Özellikle pay sahipliği çevresi dar olan şirketlerde, aile şirketlerinde ve ortak girişimlerde yatırım kararı, yalnızca payın sağladığı mali haklara göre verilmez. Yönetimde temsil edilme, belirli işlemlerin diğer yatırımcının katılımıyla gerçekleştirilmesi, ortaklık yapısının korunması ve uygun koşullarda şirketten ayrılabilme imkânı da yatırımın belirleyici unsurlarıdır. Hissedarlar sözleşmesi, bu beklentilerin taraflar arasında bağlayıcı yükümlülüklere dönüştürülmesine hizmet eder. Böylece şirketler hukukunun örgütlenme düzeni ile borçlar hukukunun sözleşme özgürlüğü aynı ekonomik ilişki üzerinde birlikte işlemeye başlar (Dr.Öğr.Üyesi Erkan EREN, Banka Yönetim Kurulunda Temsil Edilme Hakkı Veren Pay Sahipleri Sözleşmesi “Kanuna Karşı Hile” Olarak Değerlendirilebilir mi?, Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, S.1, 2021, s.1028-1031).
Bu birliktelik, sözleşmenin geçerliliği ile gerçekleştirmek istediği sonucun şirketler hukuku bakımından doğması arasında zorunlu bir ayrım yapılmasını gerektirir. Pay sahibinin diğer pay sahibine karşı üstlendiği yükümlülük geçerli olabilir; buna rağmen sözleşmeye aykırı kullanılan oy veya bu oyla alınan genel kurul kararı geçerliliğini koruyabilir. Aynı şekilde, sözleşmede pay devrinin sınırlandırılmış olması, sözleşmeye aykırı devrin şirket veya devralan bakımından kendiliğinden etkisiz kalmasını sağlamaz. Bu nedenle hukuki incelemenin merkezinde, sözleşmenin tarafları hangi edimlerle bağladığı, bu edimlerin şirketin örgütlenme kurallarıyla nasıl ilişkilendiği ve ihlal hâlinde hangi hukuki korunmanın sağlanabileceği bulunmalıdır.
Çalışmada hissedarlar sözleşmeleri, anonim şirketler esas alınarak incelenecek; oy sözleşmeleri bu geniş sözleşmesel yapı içindeki işlevleriyle ele alınacaktır. Özellikle oy verme taahhüdünün aynen ifası hakkındaki görüş ayrılıkları, sözleşmenin bağlayıcılığı, genel kurul kararlarının istikrarı ve yargısal müdahalenin sınırları birlikte gözetilerek değerlendirilecektir. Limited şirketlere ilişkin yargı kararlarından yararlanılan yerlerde ise şirket türü belirtilecek ve bu kararların anonim şirketler bakımından taşıyabileceği anlam, ortak ilkelerle sınırlı tutulacaktır.
2- HİSSEDARLAR SÖZLEŞMESİ KAVRAMI, AMACI VE OY SÖZLEŞMELERİYLE İLİŞKİSİ
Hissedarlar sözleşmesi, pay sahiplerinin pay sahipliği konumlarından kaynaklanan menfaatlerini düzenlemek üzere, birbirleriyle veya sözleşmeye katılan diğer kişilerle olan ilişkilerinde karşılıklı hak ve yükümlülüklerini belirledikleri sözleşmedir. Türk hukukunda “pay sahipleri sözleşmesi”, “hissedarlar sözleşmesi” ve “ortaklar sözleşmesi” olarak adlandırılan bu sözleşmelerin tek ve değişmez bir içeriği bulunmamaktadır. Tarafların ihtiyaçları ve ortaklık ilişkisinden beklentileri doğrultusunda şekillenen sözleşme, yalnızca bir pay devri sınırlamasını konu edinebileceği gibi yönetimde temsil, finansman, bilgi paylaşımı, rekabet etmeme, payların birlikte satılması ve ortaklık ilişkisinden çıkış gibi birden fazla konuyu da düzenleyebilir (Dr.Gülşah YILMAZ, Pay Sahipleri Sözleşmesinden Doğan Birlikte Satma Hakkı ve Birlikte Satışa Zorlama Hakkı, 1.Baskı, İstanbul 2018, s.12-18).
Sözleşmenin yapılmasındaki başlıca nedenlerden biri, anonim şirket esas sözleşmesinin her yatırım ilişkisinin ihtiyaçlarına aynı ölçüde cevap verememesidir. Taraflar, birlikte yatırım yapmalarına yol açan güven ilişkisini korumak, yönetimde istikrar sağlamak, azınlıkta kalan yatırımcının katılımını güvence altına almak veya belirli bir süre boyunca pay sahipliği yapısını muhafaza etmek isteyebilirler. Bu amaçların gerçekleştirilmesinde gizlilik de etkili olabilir. Bununla birlikte sözleşmenin özel nitelikte olması, kanundan veya ilgili sektör mevzuatından kaynaklanan açıklama ve bildirim yükümlülüklerini bertaraf etmez. Gizlilik, hukuken açıklanması gereken bir ilişkinin saklanmasına dayanak oluşturamaz (Dr.Sinan H. YÜKSEL, Pay Sahipleri Sözleşmelerinden Kaynaklanan Uyuşmazlıkların Çözümünde Tahkim, Şirketler Hukuku Uyuşmazlıkları ve Tahkim, 1.Baskı, On İki Levha Yayıncılık, İstanbul 2018, s.141-147).
Oy sözleşmesi ise oy hakkının belirli bir yönde kullanılması, kullanılmaması veya çekimser kalınması konusunda borç doğurur. Burada oy hakkının kendisi sözleşmenin karşı tarafına devredilmez; hak sahibi, hakkın kullanımına ilişkin bir yükümlülük üstlenir. Sözleşme tek bir toplantıyı veya belirli bir gündem maddesini konu alabileceği gibi, belirli bir süre boyunca uygulanacak oy verme düzenini de kapsayabilir. Tek tarafın oy verme taahhüdünde bulunduğu sözleşmeler yanında, karşılıklı oy taahhütleri ve birden fazla pay sahibinin birlikte hareket etmesini sağlayan oy havuzları da bu kapsamda değerlendirilir (Prof.Dr.Reha POROY / Prof.Dr.Ünal TEKİNALP / Prof.Dr.Ersin ÇAMOĞLU, Ortaklıklar Hukuku II, N.998-1000).
Bu nedenle hissedarlar sözleşmesi ile oy sözleşmesi her durumda özdeş değildir. Oy sözleşmesi bağımsız olarak kurulabilir veya daha geniş kapsamlı bir hissedarlar sözleşmesinin belirli hükümlerinden oluşabilir. Bir sözleşmede hem oy verme hem de pay devri taahhüdünün bulunması, bu edimlerin ihlalinde aynı yaptırımın uygulanmasını gerektirmez. Payın devri borcunun ifası ile belirli bir genel kurul toplantısında oy kullanma borcunun ifası; edimin konusu, zaman unsuru, üçüncü kişilerle ilişkisi ve icra imkânları bakımından ayrı ayrı incelenmelidir.
3-HİSSEDARLAR SÖZLEŞMESİNİN HUKUKİ NİTELİĞİ
Şirketler hukuku doktrininde ifade edildiği üzere pay sahipleri sözleşmeleri, esas itibarıyla kanunda düzenlenmemiş (isimsiz) bir borç sözleşmesi niteliğindedir (Prof.Dr.Gül OKUTAN NİLSSON, Anonim Ortaklıklarda Paysahipleri Sözleşmeleri, İstanbul 2004, s.79 ; Prof.Dr.Erdoğan MOROĞLU, Oy Sözleşmeleri, İstanbul 2015, s.25). Oy sözleşmeleri ise, oy hakkının şirketin karar organlarında belirli bir yönde kullanılması veya kullanılmaması taahhüdünü içeren sözleşmelerdir (Prof.Dr.Erdoğan Moroğlu, Oy Sözleşmeleri, s.3). Hukukumuzda Anayasa m.48 kapsamında sözleşme özgürlüğü ilkesi benimsenmiş olduğundan, şirketler hukuku uygulamasında bu tür sözleşmeler geçerli kabul edilmektedir (Prof.Dr.Erdoğan MOROĞLU, Oy Sözleşmeleri, s.8-21). Yargıtay uygulamasında da anılan sözleşmelerin taraflar arasında bağlayıcı ve geçerli olduğu benimsenmiştir (Yargıtay 11.Hd. 03.06.2024 T. 2023/1083 E. 2024/4577 K. ; Yargıtay 11.Hd. 12.12.2016 T. 2016/12957 E. 2016/9483 K.).
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14.Hukuk Dairesi’nin 10.10.2024 Tarihli 2021/1472 Esas 2024/1442 Karar sayılı kararı da benzer nitelikte olup karar metninde şirketin yönetimi ve faaliyetlerine dair ortaklar arası yapılan hissedarlar sözleşmesinin geçerli bir sözleşmenin hüküm ve sonuçlarını taşıdığı ve hatta şirket ana sözleşmesinde yer almasa dahi hissedarlar sözleşmesinde yer alan tahkim şartının geçerli kabul edilmesi gerektiği vurgulanmıştır. Karar özeti şu şekildedir; “…İlk olarak; taraflar arasında imzalandığı ihtilafsız olan ‘…Şirketi Kurmaya Anlaşma Sözleşmesi’nin 22.maddesi, yazılılık koşulunu karşılamaktadır. Anılan SÖZLEŞME, HUKUKİ NİTELİĞİ İTİBARİYLE “PAY SAHİPLERİ SÖZLEŞMESİ” YA DA DİĞER DEYİŞLE “HİSSEDARLAR SÖZLEŞMESİ” NİTELİĞİNDEDİR. Pay sahipleri sözleşmeleri (shareholders agreements), bir şirketin pay sahiplerinin bir kısmı ya da tamamı arasında, sözleşme özgürlüğü çerçevesinde borçlar hukuku zemininde akdedilen, pay sahiplerinin şirket bünyesindeki pay sahipliği haklarını kullanma şekilleri bakımından birbirlerine karşı üstlendikleri yapma ve yapmama taahhütlerini içeren, şirketin ve yürüttüğü ticari faaliyetin yönetilme esasları konusunda tarafı olan pay sahiplerinin ortak anlayış ve iradelerini yansıtan sözleşmeler olarak tanımlanabilir (AYOĞLU, T., Sermaye Şirketleri Özelinde Şirketler Hukuku Uyuşmazlıklarının Çözümünde Tahkim, On İki Levha Yayıncılık, 2018, Lexpera, e- kitap, s.174). Somut olayda taraflar, şirketin kuruluşu öncesinde, bu hissedarlar sözleşmesini imzalamış ve ŞİRKETİN FAALİYETLERİ VE YÖNETİMİ İLE İLGİLİ OLARAK TARAFLARIN YÜKÜMLÜLÜKLERİNİ BELİRLEMİŞTİR. Bu hissedarlar sözleşmesinin tarafları, eldeki davada davacı ve davalı konumundadır. Anılan hissedarlar sözleşmesinin 10.maddesinde şirketin yönetimi, diğer maddelerde ise şirketin faaliyet konusu, gelirleri ve ortakların yükümlülükleri düzenlenmiştir. Sözleşmedeki tahkim şartında açıkça, şirketle ilgili olarak iki taraf arasında çıkacak uyuşmazlıkların hakemde çözüleceği kararlaştırılmış olup, şirketin yönetimi konusu, açıkça hissedarlar sözleşmesinin konusudur ve bu nedenle şirket müdürünün azli talebi, hissedarlar sözleşmesindeki tahkim koşulunun kapsamında kalmaktadır. Tahkim şartının mutlaka şirket ana sözleşmesinde yer alması gerekmez. Şirketin kuruluşundan önce taraflar arasında ortaklığın esasını düzenleyen bir hissedarlar sözleşmesi yapılması halinde, bu sözleşmeye de ortaklar arasında çıkacak uyuşmazlıkların, tahkim yoluyla çözülmesine ilişkin bir hüküm konabilir. Bu hükmün geçerli olması için, sonradan düzenlenecek şirket esas sözleşmesine de aynı hükmün eklenmesi zorunluluğu bulunmamaktadır. Aşağıda şirket uyuşmazlıklarının tahkime elverişliliği bağlamında açıklanacağı üzere; Yargıtay 11. HD’nin 2011/13485 E- 2012/19915 K sayılı, 05.12.2012 tarihli kararında, şirket esas sözleşmelerinde yer alan tahkim koşunun geçersiz olduğuna hükmetmiş ise de aynı Dairenin 2012/17087 E- 2013/749 K sayılı, 15.01.2013 tarihli kararında, hissedarlar sözleşmelerine konulan tahkim şartının geçerli olduğu benimsenmiş ve iptal davası hakkında verilen kararın esası incelenmiştir. Bu açıklamalara göre, taraflar arasında, eldeki davaya konu uyuşmazlığı kapsayan yazılı bir tahkim sözleşmesinin bulunduğu ve geçerlilik bakımından yazılılık koşulunun sağlandığı belirlenmiştir.”
İstanbul 2.Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 22.12.2020 Tarihli 2018/43 Esas 2020/665 Karar sayılı kararında da benzer hususlar vurgulanmıştır; “…Somut uyuşmazlıkta, davacı ile davalı gerçek kişi arasında düzenlenen ‘Ortaklar Arası Sözleşme’ hükümlerine göre, davacının şirket genel müdürü olacağı, şirketteki hissedarlık ilişkisi ve genel müdürlük görevi devam ettiği müddetçe davacıya aylık 24.000,00 TL net ücret ödeneceği, şirketin net karından %7 komisyon alacağı ve davacıya şirkete ait araç tahsis edileceği, yakıt masrafı, kargo masrafı ve aracın bakım masraflarının şirket tarafından karşılanacağı hususlarının kararlaştırıldığı, davacı beyanına göre davacıya bu sözleşme ile tanınan ücret alacağı ve komisyon alacağına ilişkin hakların davalılar tarafından ihlal edildiği, dolayısıyla ödenmeyen ücret ve komisyon alacağı ile yine ödenmeyen kar payı alacağının davalılardan tahsili istemi ile iş bu davanın ikame edildiği anlaşılmıştır. Davaya gerekçe olarak ileri sürülen “protokol” ortaklar arasında yapılmış bulunmaktadır. Dolayısıyla SÖZ KONUSU SÖZLEŞMENİN ORTAKLAR (PAY SAHİPLERİ) ARASINDA YAPILAN, “PAY SAHİPLERİ SÖZLEŞMESİ” NİTELENDİRİLMESİ GEREKİR. Pay sahipleri sözleşmesi doktrinde, “anonim ortaklık pay sahiplerinin tamamının veya bir kısmının, pay sahibi olarak kendi aralarındaki hukuki ilişkiyi, kendilerinin ortaklıkla olan ilişkilerini veya ortaklığın tabi olmasını arzu ettikleri düzeni belirlemek üzere akdettikleri bir sözleşmedir” şekli tanımlanmıştır. BORÇLAR HUKUKUNUN TEMEL İLKELERİNDEN SÖZLEŞME SERBESTİSİNE DAYANILARAK AKDEDİLEN VE BAĞLAYICILIĞI OLAN BU SÖZLEŞME, PAY SAHİPLERİNİ, PAY SAHİPLİĞİNDEN DOĞAN HAKLARINI SÖZLEŞMEDE ÖNGÖRÜLEN AMAÇLARIN YERİNE GELMESİNİ SAĞLAYACAK ŞEKİLDE KULLANMAK TAAHHÜDÜ ALTINA SOKAR.”
Önemi gereği tekraren belirtmek gerekir ki hissedarlar sözleşmesi, kanunda bağımsız bir sözleşme tipi olarak düzenlenmiş değildir. Kural olarak borçlar hukukuna tabi olup, taraflar arasında nispi hak ve yükümlülükler doğurur. Sözleşmenin şirketin yönetimini veya pay sahipliği yapısını etkilemek amacıyla yapılması, ona kendiliğinden esas sözleşme niteliği kazandırmaz. Hukuki nitelendirmede sözleşmenin adı yerine, tarafların üstlendiği edimler, bu edimler arasındaki ilişki ve gerçekleştirilmek istenen ortak ya da karşılıklı menfaatler esas alınmalıdır. Doktrinde, sözleşmenin içeriğine göre tek tarafa veya karşılıklı borç yükleyen bir yapı gösterebileceği, ortak amaç ve katkı unsurlarının bulunması hâlinde ise adi ortaklık niteliğinin gündeme gelebileceği ifade edilmektedir (Prof.Dr.Erdoğan MOROĞLU, Oy Sözleşmeleri, s.38-51; Prof.Dr.Gül OKUTAN NİLSSON, Anonim Ortaklıklarda Paysahipleri Sözleşmeleri, s.80 ; Kerem BİLGE, Pay Sahipleri Sözleşmesi Kapsamında Anonim Şirketlerde Pay Devrinin Kısıtlanması, İstanbul Bilgi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yüksek Lisans Tezi, İstanbul 2016, s.8-9).
Adi ortaklık nitelendirmesi özellikle sürekli bir oy birliği veya yönetim hâkimiyeti oluşturmayı amaçlayan düzenlemeler bakımından önem taşır. Bununla birlikte, tarafların aynı anonim şirkette pay sahibi olmaları ve şirketin başarılı olmasını istemeleri, tek başına TBK m.620 anlamında ayrı bir adi ortaklık kurduklarını göstermez. Ortak amacın gerçekleştirilmesi için ayrıca birleştirilen emek veya araçların ve birlikte çaba gösterme iradesinin belirlenmesi gerekir. Doktrinde, birleşme ve devralma işlemlerinde kullanılan birçok sözleşmenin karşılıklı hak ve borçları düzenlemekle yetindiğine dikkat çekilmekte; sözleşmede adi ortaklığı dışlayan bir kayıt bulunmasının da TBK.m.19 karşısında tek başına belirleyici olmayacağını ifade edilmektedir (Dr.Sinan H. YÜKSEL, Pay Sahipleri Sözleşmelerinden Kaynaklanan Uyuşmazlıkların Çözümünde Tahkim, s.145-147).
Kanaatimizce, bütün hissedarlar sözleşmelerini peşinen adi ortaklık olarak nitelendirmek, tarafların kararlaştırmadıkları sonuçların ilişkiye taşınması tehlikesini doğurur. Buna karşılık, müşterek amaç ve katkı unsurlarını fiilen içeren bir oy birliğinin yalnızca kullanılan sözleşme başlığına dayanılarak adi ortaklık hükümlerinin dışında tutulması da doğru değildir. Nitelendirme, özellikle fesih, ölüm, sözleşmeden ayrılma ve tasfiye bakımından doğuracağı sonuçlar gözetilerek yapılmalıdır. Birbiriyle bağlantılı çeşitli edimler içeren sözleşmelerde, ilişkinin bütünü yanında her hükmün kendine özgü niteliği de değerlendirilmelidir.
4-SÖZLEŞMENİN TARAFLARI, KURULUŞU, ŞEKLİ VE SÜRESİ
Hissedarlar sözleşmesinin bütün pay sahipleri arasında yapılması zorunlu değildir. Pay sahiplerinin yalnızca bir bölümünün sözleşmeye katılması mümkündür. Ayrıca henüz pay edinmemiş yatırımcılar veya sözleşmenin düzenlediği menfaatle bağlantılı üçüncü kişiler de taraf olabilir. Ancak sözleşmeye taraf olmak, henüz mevcut olmayan bir pay sahipliği hakkını kazandırmaz. Müstakbel pay sahibi, ancak payı edinmesi ve ilgili hakkın kullanım koşullarının gerçekleşmesi üzerine oy kullanabilecek; bu aşamaya kadar üstlendiği borcun kapsamı ise sözleşmede kararlaştırılan şartlara göre belirlenecektir (Kerem BİLGE, Pay Sahipleri Sözleşmesi Kapsamında Anonim Şirketlerde Pay Devrinin Kısıtlanması, s.6-8).
Şirketin sözleşmeye taraf olması meselesi, üstlenilen edime göre çözülmelidir. Şirketin kendi genel kurulunda oy kullanmayı veya organlarının belirli yönde karar vermesini taahhüt etmesi ile, yetkili temsilcileri aracılığıyla hukuken üstlenebileceği bir finansman, bilgi verme ya da iş birliği borcunu kabul etmesi aynı değildir. Doktrinde, şirketin sözleşmeye katılımını bu ayrım üzerinden değerlendirmekte ve organların devredilemez yetkilerini ihlal eden taahhütlerin sınırına işaret edilmektedir. Dolayısıyla şirketin geniş kapsamlı bir hissedarlar sözleşmesine katılımı, içerdiği bütün oy ve yönetim hükümlerinin şirketi geçerli biçimde bağladığı anlamına gelmez (Dr.Sinan H. YÜKSEL, Pay Sahipleri Sözleşmelerinden Kaynaklanan Uyuşmazlıkların Çözümünde Tahkim, s.142-146 ; Prof.Dr.Reha POROY / Prof.Dr.Ünal TEKİNALP / Prof.Dr.Ersin ÇAMOĞLU, Ortaklıklar Hukuku II, N.998c).
Kuruluş bakımından genel esas, tarafların karşılıklı ve birbirine uygun irade açıklamalarıdır. TBK m.12 uyarınca kanunda aksi öngörülmedikçe sözleşmelerin geçerliliği bir şekle bağlı değildir. Bununla birlikte hissedarlar sözleşmesinde bulunan belirli bir işlemin özel şekle tabi olması hâlinde, genel şekil serbestisi bu gerekliliği ortadan kaldırmaz. Özellikle tahkim anlaşması bakımından HMK m.412’deki yazılı şekil şartı ayrıca gözetilmelidir. Pay devrini borçlandıran anlaşmayla payın türüne göre gerçekleştirilmesi gereken devir işlemleri de birbirinden ayrılmalıdır. Sözleşmenin yazılı düzenlenmesi, şekil zorunluluğu bulunmayan hâllerde dahi taahhüdün konusu, süresi ve ihlal koşullarının ispatı yönünden önemlidir. (Dr.Gülşah YILMAZ, Pay Sahipleri Sözleşmesinden Doğan Birlikte Satma Hakkı ve Birlikte Satışa Zorlama Hakkı, s.15-16).
Sözleşmenin süresi tek bir işlemle, belirli bir tarihle veya yatırım ilişkisinin devamıyla bağlantılı kurulabilir. Sürenin belirlenmesinde asıl sorun, tarafın sözleşmesel bağlılıktan makul biçimde kurtulma imkânının bulunup bulunmadığıdır. Tekinalp, belirsiz veya şirketin yaşamına bağlanan uzun süreli oy sözleşmelerine kişilik hakları ve dürüstlük kuralı bakımından eleştirel yaklaşırken; Sulu, ekonomik özgürlüğü aşırı sınırlamayan süresiz sözleşmelerin kurulabileceğini kabul etmektedir (Prof.Dr.Reha POROY / Prof.Dr.Ünal TEKİNALP / Prof.Dr.Ersin ÇAMOĞLU, Ortaklıklar Hukuku II, N.1001 ; Dr.Öğr.Üyesi Muhammed SULU, Pay Sahipleri Sözleşmelerinden Kaynaklanan Uyuşmazlıkların Çözümünde Arabuluculuk ve Tahkim, Ticaret ve Fikri Mülkiyet Hukuku Dergisi, s.513-514). Kanaatimizce, yalnızca takvim süresinin gösterilmemiş olması hükümsüzlük sonucuna yeterli sayılmamalı; bağlılığın kapsamı, fesih olanakları, çıkış bedelinin belirlenmesi ve yatırımın özellikleri birlikte incelenmelidir.
5-ESAS SÖZLEŞMEYLE İLİŞKİ VE HİSSEDARLAR SÖZLEŞMESİNİN BAĞLAYICILIĞI
Esas sözleşme, anonim şirketin örgütlenmesini ve pay sahipliği statüsünü kanunun izin verdiği sınırlar içinde düzenler. Hissedarlar sözleşmesi ise kural olarak imzalayan kişiler arasında borç doğurur. TTK.m.340’taki emredici hükümler ilkesi, esas sözleşmenin kanundan sapabileceği alanı sınırlandırırken; TTK.m.480’deki tek borç ilkesi, kanunun öngördüğü istisnalar saklı kalmak üzere pay sahipliği statüsüne bağlanabilecek borçları sınırlar. Pay sahibinin ayrı bir sözleşmeyle şahsen ek yükümlülük üstlenmesi, bu yükümlülüğün sırf pay sahipliği nedeniyle herkese yükletilmesinden farklıdır. Bu sebeple hissedarlar sözleşmesindeki finansman veya belirli yönde oy verme taahhüdü, yalnızca ek bir borç içerdiği gerekçesiyle geçersiz kabul edilemez (Dr.Öğr.Üyesi Erkan EREN, Banka Yönetim Kurulunda Temsil Edilme Hakkı Veren Pay Sahipleri Sözleşmesi “Kanuna Karşı Hile” Olarak Değerlendirilebilir mi?, s.1028-1030).
Nispilik ilkesi, sözleşmenin geçerli olmasının yanında, kime karşı ileri sürülebileceğini de belirler. Sözleşmeye katılmayan pay sahibi, payı devralan üçüncü kişi ve sözleşmeyle geçerli bir borç üstlenmemiş şirket, yalnızca bu sözleşmenin varlığı nedeniyle borçlu hâline gelmez. Sözleşmenin şirket yönetimince bilinmesi veya bir nüshasının şirkette bulunması da bu sonucu değiştirmez. Sözleşmenin herhangi bir şekilde sicile sunulmuş veya tescil edilmiş olması da ona kendiliğinden korporatif etki kazandırmaz. Tescilin hukuki sonucu, tescil edilen kaydın kanunen bu sonucu doğurmaya elverişli olmasına bağlıdır (Dr.Öğr.Üyesi Muhammed SULU, Pay Sahipleri Sözleşmelerinden Kaynaklanan Uyuşmazlıkların Çözümünde Arabuluculuk ve Tahkim, s.513-514).
Tarafların bütün pay sahiplerinden oluşması da bu ayrımı kendiliğinden ortadan kaldırmaz. Bütün pay sahiplerinin bir metni imzalaması, genel kurulun kanuni karar alma usullerinin her durumda yerine getirildiği anlamına gelmez. TTK.m.416’daki çağrısız genel kurul dâhil olmak üzere, bir işlemin genel kurul kararı sayılabilmesi için ilgili şartların somut olayda gerçekleşmesi gerekir. Bununla birlikte bütün pay sahiplerinin taraf olduğu bir anlaşmanın, sonradan ortaya çıkan davranışların dürüstlük kuralı bakımından değerlendirilmesinde delil değeri taşıması mümkündür. Bu ihtimal, özel sözleşmenin doğrudan esas sözleşmenin yerine geçirilmesiyle karıştırılmamalıdır.
Hissedarlar sözleşmesinde kararlaştırılan bazı menfaatlerin, kanunun izin verdiği ölçüde esas sözleşmede ayrıca düzenlenmesi de mümkündür. Örneğin yönetim kurulunda temsil edilme bakımından TTK.m.360’ın koşullarına uygun bir esas sözleşme hükmü ile pay sahiplerinin aday lehine oy kullanma taahhüdü birlikte bulunabilir. İlk düzenlemenin etkisi şirketler hukukundan, ikincisinin etkisi taraflar arasındaki borç ilişkisinden doğar. Buna karşılık kanunun esas sözleşmeye alınmasına izin vermediği bir yükümlülüğün, hissedarlar sözleşmesine topluca gönderme yapılarak bütün mevcut ve gelecekteki pay sahipleri için korporatif borca dönüştürülmesi kabul edilemez (Dr.Öğr.Üyesi Erkan EREN, Banka Yönetim Kurulunda Temsil Edilme Hakkı Veren Pay Sahipleri Sözleşmesi “Kanuna Karşı Hile” Olarak Değerlendirilebilir mi?, s.1029-1031 ; Prof.Dr.Reha POROY / Prof.Dr.Ünal TEKİNALP / Prof.Dr.Ersin ÇAMOĞLU, Ortaklıklar Hukuku II, N.1002c).
6- SÖZLEŞME ÖZGÜRLÜĞÜ VE GEÇERLİLİĞİN SINIRLARI
TBK.m.26 uyarınca taraflar sözleşmenin içeriğini kanunda öngörülen sınırlar içinde serbestçe belirleyebilirler. Bu serbesti, hissedarlar sözleşmelerinin temel dayanağıdır. Bununla birlikte TBK.m.27’deki emredici hükümlere, ahlaka, kamu düzenine ve kişilik haklarına aykırılık ile başlangıçtaki imkânsızlık denetimi bu sözleşmeler için de geçerlidir. İncelemede, sözleşmenin şirket esas sözleşmesinden farklı bir düzenleme içermesiyle, kanunun korunmasını istediği bir menfaati ihlal etmesi birbirinden ayrılmalıdır. Şirketler hukukunun her emredici hükmü, taraflar arasında kurulan her borç ilişkisini aynı kapsamda yasaklamaz; hükmün amacı ve sözleşmeyle meydana getirilmek istenen sonuç belirlenmelidir.
Oy sözleşmesi aracılığıyla oydan yoksunluk hükümlerinin etkisiz bırakılması, hukuken kullanılamayan bir oyun kullanılmasının sağlanması veya şirket organlarının devredilemez yetkilerinin başka kişilere aktarılması korunamaz. Pay sahipleri, sözleşme özgürlüğünü kullanarak kanunun yasakladığı bir şirket kararını geçerli hâle getiremezler. Benzer şekilde, yönetim kurulunun kanuni görevlerini yerine getirmemesini veya şirket menfaatine aykırı talimatlara koşulsuz uymasını sağlayacak taahhütler de ayrıca değerlendirilmelidir. Tekinalp, oy sözleşmelerinin geçerliliğini kabul etmekle birlikte, emredici hükümler ve organlar arasındaki görev ayrılığıyla bağdaşmayan düzenlemelerin geçersizliğini vurgulamaktadır (Prof.Dr.Reha POROY / Prof.Dr.Ünal TEKİNALP / Prof.Dr.Ersin ÇAMOĞLU, Ortaklıklar Hukuku II, N.1002-1002b).
Oy kullanma karşılığında sağlanan menfaatler yönünden de ayrım gerekir. Tekinalp, oyun para veya kişiye özgü bir çıkar karşılığında kullanılmasını öngören düzenlemelere karşı çıkarken, pay sahiplerinin yönetim kuruluna seçimde birbirlerini desteklemelerini meşru pazarlık alanında değerlendirmektedir (Prof.Dr.Reha POROY / Prof.Dr.Ünal TEKİNALP / Prof.Dr.Ersin ÇAMOĞLU, Ortaklıklar Hukuku II, N.1002a). Bu yaklaşım, bütün karşılıklı menfaat ilişkilerinin oy satın alma sayılmaması gerektiğini göstermektedir. Kanaatimizce somut olayda menfaatin niteliği, şirket malvarlığından sağlanıp sağlanmadığı, diğer pay sahiplerine etkisi ve kararın kanuni sınırlar içinde kalıp kalmadığı araştırılmalıdır. Yatırımcıların karşılıklı yönetim katılımını düzenleyen anlaşmayla, kişisel menfaat uğruna şirketin zarara uğratılmasını amaçlayan taahhüt aynı hukuki değerlendirmeye tabi tutulamaz.
Sektörel düzenlemeler de sözleşmenin değerlendirilmesinde etkili olabilir. Erkan Eren, banka yönetim kurulunda temsil edilme hakkı sağlayan anlaşmaları incelerken, izin mekanizmasının pay sahipleri arasındaki özel düzenlemelerle etkisiz bırakılmasının kanuna karşı hile sorununu doğurabileceğini ortaya koymaktadır (Dr.Öğr.Üyesi Erkan EREN, Banka Yönetim Kurulunda Temsil Edilme Hakkı Veren Pay Sahipleri Sözleşmesi “Kanuna Karşı Hile” Olarak Değerlendirilebilir mi?, s.1041-1043). Bu incelemeden çıkarılabilecek genel sonuç, hissedarlar sözleşmesinin özel hukuk niteliğinin, hedeflenen işlemi kamu hukuku denetiminden bağışık kılmadığıdır.
Geçersizliğin kapsamı da ayrıca belirlenmelidir. Sözleşmenin bir hükmünün geçersizliği, TBK.m.27/2 çerçevesinde her zaman sözleşmenin tamamını ortadan kaldırmaz. Ancak tarafların yönetimde temsil veya çıkış güvencesi olmaksızın sözleşmeyi yapmayacakları anlaşılıyorsa, geçersiz hükmün sözleşmenin kuruluşundaki ağırlığı değerlendirilmelidir. Bölünebilirlik kaydı, tarafların iradesini açıklamaya yardımcı olmakla birlikte, bu incelemenin yerini tutmaz. İrade bozuklukları ise kendilerine özgü hükümler ve süreler çerçevesinde ele alınmalı; her geçersizlik sorunu kesin hükümsüzlük başlığı altında toplanmamalıdır.
7- OY SÖZLEŞMELERİ VE ŞİRKET YÖNETİMİNİN BELİRLENMESİNE İLİŞKİN TAAHHÜTLER
Oy sözleşmelerinin en sık karşılaşılan işlevlerinden biri, yönetim kurulunun oluşumunu etkilemektir. Pay sahipleri, belirli sayıda üyenin belirli bir yatırımcının göstereceği adaylar arasından seçilmesi için oy kullanmayı kararlaştırabilirler. Böyle bir anlaşmanın edimi, kural olarak taahhütte bulunan pay sahibinin kendi oyunu belirlenen yönde kullanmasıdır. Sözleşmede ayrıca ve hukuken geçerli biçimde bir sonuç üstlenimi bulunmadıkça, tek bir pay sahibinin oy verme borcu, adayın her durumda seçilmesini garanti ettiği şeklinde yorumlanamaz. Diğer pay sahiplerinin davranışı, toplantı ve karar nisapları, adayın seçilme yeterliliği ve kanuni temsil hükümleri sonucun gerçekleşmesini ayrıca etkiler.
Genel kurulda oy kullanma borcuyla, yönetim kurulu üyesinin kurul içindeki karar verme görevi de ayrılmalıdır. Pay sahibi sıfatıyla belirli bir adayın seçilmesini destekleyen kişi, yönetim kurulu üyesi olduktan sonra TTK.m.369 uyarınca görevini gerekli özenle yerine getirmek ve şirketin menfaatlerini dürüstlük kurallarına uyarak gözetmek zorundadır. Kendisini aday gösteren yatırımcının talimatı, bu kanuni yükümlülüklerin önüne geçmez. TTK.m.375’teki devredilemez görevler ve m.390/2’deki yönetim kurulu toplantısında temsil yoluyla oy kullanma yasağı da kurul üyeliğinin kişisel sorumluluk taşıyan niteliğini ortaya koyar. (Prof.Dr.Reha POROY / Prof.Dr.Ünal TEKİNALP / Prof.Dr.Ersin ÇAMOĞLU, Ortaklıklar Hukuku II, N.998, N.1002b).
Belirli önemli kararların sözleşme taraflarının mutabakatıyla alınacağına ilişkin kayıtlar bakımından da iki düzlem gözetilmelidir. Sözleşmesel mutabakat sağlanmadan olumlu oy kullanılması taraflar arasında ihlal oluşturabilir; ancak genel kurul kararının geçerliliği, ilgili karar için kanunen ve esas sözleşmeyle öngörülen nisaplara göre belirlenir. Sözleşmede “veto” sözcüğünün kullanılması, tek başına şirketler hukuku anlamında bir veto hakkı yaratmaz. Kanunun izin verdiği bir esas sözleşme düzenlemesi bulunuyorsa, bu düzenlemenin etkisi ayrıca ortaya çıkar. Tarafların sözleşmede hangi hakkı, kime karşı ve hangi araçla güvence altına aldıklarını belirlemeleri bu sebeple önemlidir.
Oy havuzları ve toplantı öncesi istişare düzenleri de benzer dikkatle kurulmalıdır. Havuz içindeki karar usulünün belirli olması, oy kullanma borcunun kapsamının sonradan tespitini kolaylaştırır. Ancak sözleşmenin dışında kalan bir organın sınırsız talimatına uyma yükümlülüğüyle, pay sahiplerinin kendi aralarında oluşturdukları ve kanuni sınırlar içinde işleyen karar usulü eş tutulamaz. Yönetimde kilitlenme hâllerinde müzakere, arabuluculuk, belirli işlemlerin ertelenmesi veya payların satın alınması gibi aşamalı çözümler öngörülebilir. Bu düzenlemeler, şirket organlarının kanuni görevlerini ve acil karar alma ihtiyaçlarını bütünüyle engelleyecek biçimde işletilmemelidir (Dr.Sinan H. YÜKSEL, Pay Sahipleri Sözleşmelerinden Kaynaklanan Uyuşmazlıkların Çözümünde Tahkim, s.145-147).
8- PAY DEVRİNE İLİŞKİN SÖZLEŞMESEL DÜZENLEMELER
Pay devrine ilişkin hükümler, hissedarlar sözleşmesinin kişisel unsurunu en açık biçimde ortaya koyar. Taraflar belirli süreyle devir yapmamayı, satıştan önce diğer pay sahibine teklif sunmayı, üçüncü kişiyle satış şartları oluştuğunda önalım hakkı tanımayı veya belirli koşullarda alım ve satım haklarının kullanılmasını kararlaştırabilirler. Bu hakların aynı isim altında düzenlenmesi, aynı hukuki sonucu doğurdukları anlamına gelmez. Özellikle hakkı harekete geçiren olay, bildirim usulü, kullanım süresi, fiyatın nasıl belirleneceği ve hakkın kullanılmasından sonra hangi devir borcunun doğacağı açıkça gösterilmelidir (Kerem BİLGE, Pay Sahipleri Sözleşmesi Kapsamında Anonim Şirketlerde Pay Devrinin Kısıtlanması, s.37-40, 47-59).
Birlikte satma hakkı, çoğunluk pay sahibinin veya sözleşmede belirlenen kişinin paylarını üçüncü kişiye satmak istemesi üzerine, diğer hak sahiplerinin de kararlaştırılan şartlarla satışa katılabilmesini amaçlar. Birlikte satışa zorlama hakkı ise, sözleşmede belirlenen koşullar gerçekleştiğinde diğer sözleşme taraflarının da paylarını aynı işlem kapsamında devretmesini sağlamaya yönelir. İlki özellikle kontrol değişikliğinde azınlık yatırımcısının çıkışını korurken, ikincisi bütün payların devrini arayan alıcıya yapılacak satışın gerçekleşmesini kolaylaştırabilir. Bu hakların etkinliği, bedel yanında ödeme zamanı, teminat, beyan ve tekeffüller ile sorumluluğun kapsamının da düzenlenmesine bağlıdır (Kerem BİLGE, Pay Sahipleri Sözleşmesi Kapsamında Anonim Şirketlerde Pay Devrinin Kısıtlanması, s.59-61).
Sözleşmesel devir sınırlandırması ile TTK.m.490 ve devamındaki pay devri rejimi birbirinden ayrılmalıdır. Özellikle borsaya kote edilmemiş nama yazılı payların devrinde, sözleşmeye aykırılığın varlığı şirketin devre onay vermemesi için kendiliğinden kanuni bir sebep oluşturmaz. Şirketin ret yetkisinin TTK.m.492 ve 493 ile esas sözleşmedeki geçerli düzenlemeler çerçevesinde değerlendirilmesi gerekir. Bilge de hissedarlar sözleşmesine aykırı devrin tek başına bağlam hükümleri anlamında devri engelleyen bir sebep oluşturmayacağını belirtmektedir. Kanundaki gerçek değer üzerinden satın alma önerisine dayanan mekanizma ise kendine özgü koşullarıyla ayrıca incelenmelidir (Kerem BİLGE, Pay Sahipleri Sözleşmesi Kapsamında Anonim Şirketlerde Pay Devrinin Kısıtlanması, s.61-64).
İhlalin yaptırımı bakımından devir borcunun doğmuş olması ve ifanın hâlen mümkün bulunması önemlidir. Payın mülkiyeti borçluda kaldığı sürece, geçerli biçimde doğmuş bir devir borcunun aynen ifası talep edilebilir. Buna karşılık payın üçüncü kişiye geçerli biçimde devredilmiş olması hâlinde, salt önceki sözleşmesel hakka dayanılarak bu kişiye karşı devir talep edilemez. Üçüncü kişinin sınırlamayı bilmesi de tek başına nispi hakkı ayni hakka dönüştürmez. Muvazaa veya bağımsız bir hukuka aykırılık varsa bunların sonuçları kendi şartları içinde değerlendirilir. Bilge’nin de vurguladığı üzere, borçlandırıcı satış anlaşmasının kurulmasıyla mülkiyetin devri aşamalarını ayırmak, ifa imkânının doğru belirlenmesini sağlar. (Kerem BİLGE, Pay Sahipleri Sözleşmesi Kapsamında Anonim Şirketlerde Pay Devrinin Kısıtlanması, s.64-66).
9- SÖZLEŞMEYE AYKIRILIĞIN KULLANILAN OYA VE GENEL KURUL KARARINA ETKİSİ
Oy sözleşmesine aykırı oy kullanılması, pay sahibinin borca aykırı davranışını oluşturur. Ancak bu sonuçtan, kullanılan oyun şirketler hukuku bakımından geçersiz olduğu sonucu çıkmaz. Oy hakkını kullanmaya yetkili kişi, genel kurulda iradesini açıklamış ve kanuni koşullara uygun oy kullanmışsa, sözleşmeye aykırılık kural olarak oyun sayılmasına engel değildir. Genel kurul kararının geçerliliği de taraflar arasındaki özel anlaşmaya göre değil, kanun ve esas sözleşme hükümleri ile dürüstlük kuralı çerçevesinde değerlendirilir.
Yargıtay 11.Hukuk Dairesinin 03.06.2024 Tarihli 2023/1083 Esas 2024/4577 Karar sayılı kararında, anonim şirkette pay sahipleri arasındaki protokole dayanılarak yönetim kurulu seçimi ve pay devrine ilişkin esas sözleşme değişikliği dâhil çeşitli genel kurul kararlarına yöneltilen itirazlar incelenmiştir. Bölge adliye mahkemesinin, protokolün şirket bakımından bağlayıcı olmadığı ve uyuşmazlık konusu kararların kanun, esas sözleşme ve dürüstlük kuralı yönünden değerlendirilmesi gerektiği doğrultusundaki yaklaşımı onanmıştır. Karar, protokolün taraflar arasında hiçbir sonuç doğurmadığını değil, şirket kararlarının geçerlilik denetiminin özel sözleşmeye aykırılık iddiasına indirgenemeyeceğini göstermektedir.
Yargıtay 11.Hukuk Dairesi’nin 11.10.2016 Tarihli 2016/1275 Esas 2016/8000 Karar sayılı kararı da benzer ayrımı limited şirket bağlamında ortaya koymaktadır. Ortaklar arasında yapılan sözleşmeyle yönetimde görev alınmasına ilişkin düzenleme bulunmasına rağmen, şirket organınca alınan kararın geçerliliği açısından ortaklar arasındaki harici sözleşmenin şirket sözleşmesinin yerine geçirilemeyeceği kabul edilmiştir. Limited şirkete ilişkin bu karar, anonim şirkete özgü organ ve nisap hükümlerinin doğrudan uygulanmasına dayanak oluşturmaz; buna karşılık özel sözleşmenin taraflar arasındaki etkisiyle tüzel kişinin karar düzeninin ayrılması bakımından açıklayıcıdır.
Bununla birlikte nispilik ilkesi, genel kurul kararını her türlü denetimin dışında bırakmaz. Karar TTK.m.445 kapsamında kanuna, esas sözleşmeye veya dürüstlük kuralına aykırıysa, ilgili kişinin dava hakkı ve m.446’daki koşullar çerçevesinde iptal davası gündeme gelebilir. TTK.m.447’deki butlan hâlleri de ayrıca saklıdır. Burada önemli olan, sözleşmenin ihlalini doğrudan iptal sebebi saymak yerine, ileri sürülen davranışın hangi bağımsız şirketler hukuku aykırılığını oluşturduğunu açıklamaktır. Sözleşme, örneğin önceden yaratılan güveni veya çoğunluğun davranış biçimini ortaya koyan bir delil olabilir; fakat sözleşmeden kaynaklanan her beklenti, genel kurul kararının geçersizliğini gerektiren korunmuş bir menfaate dönüşmez.
Bu ayrım dava talebinin kurulmasında da belirleyicidir. Sözleşme borçlusuna karşı açılacak ifa veya tazminat davasıyla, şirkete karşı yöneltilecek genel kurul kararının iptali davasının tarafları, hukuki sebepleri ve sonuçları farklıdır. Bunlardan birinin koşullarının gerçekleşmesi diğerinin koşullarını kendiliğinden sağlamaz. Davacı, sözleşmeden doğan alacağını şirketin borcu gibi ileri süremeyeceği gibi, genel kurul kararının iptalini gerektiren bir aykırılığı da yalnızca sözleşmesel yaptırımlarla sınırlı değerlendirmek zorunda değildir.
10- OY VERME TAAHHÜDÜNÜN AYNEN İFASI VE DOKTRİNDEKİ GÖRÜŞ AYRILIKLARI
Tartışmanın Konusu: Oy sözleşmelerinde aynen ifa tartışmasının temeli, borcun konusunun ve ifa zamanının belirlenmesine dayanır. Sadece belirli bir tarihteki oylama ile sınırlı taahhütlerin yanı sıra, yönetim düzeninin sürdürülmesini amaçlayan sürekli sözleşmeler de mevcuttur. Aynen ifanın mümkün olup olmadığı, somut sözleşmenin ekonomik amacından bağımsız değerlendirilemez.
Moroğlu’nun Aynen İfayı Kabul Eden Yaklaşımı: Moroğlu, oy verme borcunun aynen ifasının dava edilebileceğini savunur. İfaya ilişkin ilamın İİK.m.30 kapsamında icra edilebileceğini ve TBK.m.113 uyarınca oy hakkının yargısal izinle borçlu adına kullanılabileceğini kabul eder. Bu yaklaşım, sözleşmenin bağlayıcılığının yalnızca tazminatla sınırlı kalmamasını ve alacaklının kararlaştırdığı asıl edime ulaşabilmesini hedefler (Prof.Dr.Erdoğan MOROĞLU, Oy Sözleşmeleri, 5.Baskı, Vedat Kitapçılık, İstanbul 2015, s.116-124; Prof.Dr.Reha POROY / Prof.Dr.Ünal TEKİNALP / Prof.Dr.Ersin ÇAMOĞLU, Ortaklıklar Hukuku II, N.1003a).
Okutan Nilsson’un Edimin Amacını Esas Alan Yaklaşımı: Okutan Nilsson, oy kullanmayı sözleşmenin amacına ulaşmak için bir araç olarak görür. Sözleşmeye aykırı alınan kararın etkilerini giderecek yeni bir kararın alınması hukuken mümkün olduğu sürece, ifanın imkânsızlaştığı peşinen kabul edilmemelidir. Bu görüş, özellikle sürekli oy anlaşmalarında sözleşmesel taahhütlerin gelecekteki toplantılar için de geçerliliğini koruduğunu vurgular. (Prof.Dr.Gül OKUTAN NİLSSON, Anonim Ortaklıklarda Paysahipleri Sözleşmeleri, 1.Baskı, Çağa Hukuk Vakfı Yayınları, İstanbul 2004, s.350 vd., 373; Prof.Dr.Reha POROY / Prof.Dr.Ünal TEKİNALP / Prof.Dr.Ersin ÇAMOĞLU, Ortaklıklar Hukuku II, N.1003a).
Aynen İfa Hükmü ve Uygulaması: Aynen ifa talebi; hangi payların, hangi gündem maddesinde, ne yönde kullanılacağı bakımından belirgin olmalıdır. İİK.m.30 ve TBK.m.113 hükümleri somut edimin özellikleri gözetilerek uygulanmalıdır. Nitekim Bursa 3.Asliye Ticaret Mahkemesinin 17.08.2021 tarihli 2021/577 Esas 2021/607 Karar sayılı kararı, oy sözleşmesiyle bağlantılı konuların TTK.m.412 çerçevesinde genel kurul gündemine taşınabileceğini kabul ederek bu taahhütlerin hukuki korumadan yoksun olmadığını göstermektedir.
Değerlendirmemiz: Ahde vefa ve sözleşme özgürlüğü ilkeleri gereği, geçerli ve ifası hukuken mümkün bir oy verme taahhüdünün aynen ifası talep edilebilmelidir (Prof.Dr.Erdoğan MOROĞLU, Oy Sözleşmeleri, s.116 ; Prof.Dr.Gül OKUTAN NİLSSON, Anonim Ortaklıklarda Paysahipleri Sözleşmeleri, s.349-354 ; Ömer Batuhan İSPİR, Oy Sözleşmeleri, Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yüksek Lisans Tezi, İstanbul 2024, s.103 ; Sinan YÜKSEL, Paysahipleri Sözleşmeleri, Galatasaray Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Özel Hukuk Bölümü, Yüksek Lisans Tezi, 2003, s.168). Sürekli sözleşmelerde ihlal gerçekleşse dahi, devam eden oy verme borcu kapsamında borçlu taahhüdüne uygun davranmaya zorlanabilmelidir. Bu yaklaşım, Moroğlu ve Okutan Nilsson’un öğretideki lehe görüşleriyle uyumlu olarak sözleşmenin bağlayıcılığını güvence altına almaktadır.
11- TAZMİNAT, CEZA KOŞULU VE İFANIN GÜVENCE ALTINA ALINMASI
Sözleşmeye Aykırılıktan Doğan Tazminat Hissedarlar sözleşmesinin ihlali hâlinde TBK m.112 uyarınca tazminat sorumluluğu doğar. Ancak oy sözleşmesinin ihlali her zaman doğrudan hesaplanabilir bir zarar yaratmayacağından, yönetimde temsil beklentisinin kaybı ile malvarlığı eksilmesi arasındaki illiyet bağı dikkatle incelenmelidir (Prof.Dr.Reha POROY / Prof.Dr.Ünal TEKİNALP / Prof.Dr.Ersin ÇAMOĞLU, Ortaklıklar Hukuku II, N.1003). Ayrıca şirketin uğradığı zarar ile pay sahibinin kişisel zararı birbirine karıştırılmamalı; şirketler hukuku kapsamındaki sorumluluk talepleri ile sözleşmeye aykırılıktan doğan kişisel alacaklar ayrı tutulmalıdır.
Ceza Koşulunun İşlevi ve Sınırları: Zararın ispatındaki güçlükler nedeniyle ceza koşulu, oy sözleşmelerinde etkin bir güvencedir. TBK.m.180 uyarınca zarar doğmasa dahi kararlaştırılan ceza istenebilir (Prof.Dr.Erdoğan MOROĞLU, Oy Sözleşmeleri, İstanbul 2015, s.86). Ancak cezanın hangi spesifik ihlal (toplantıya katılmama, aykırı oy vb.) için öngörüldüğü sözleşmede açıkça belirlenmelidir (Prof.Dr.Reha POROY / Prof.Dr.Ünal TEKİNALP / Prof.Dr.Ersin ÇAMOĞLU, Ortaklıklar Hukuku II, N.1003, N.1003b). Ceza koşulu ile aynen ifanın birlikte talep edilebilirliği TBK.m.179 çerçevesinde şekillenir. Borçlu sadece cezayı ödeyerek sözleşmeden kurtulamaz; bunun için fesih veya dönme yetkisinin ayrıca tanınmış olması gerekir. Unutulmamalıdır ki ceza koşulu geçersiz bir taahhüdü geçerli kılmaz ve anonim şirket pay sahipliği tek başına tacir sıfatı kazandırmayacağından, TTK.m.22’deki indirim yasağı her pay sahibi için doğrudan uygulanamaz. Sonuç olarak doktrinde paysahipleri sözleşmesi kapsamında oy hakkının kullanılmasına ilişkin borçların hiç veya gereği gibi yerine getirilmemesi durumunda borçlu tarafından ödenmek üzere ayrıca ceza koşulu kararlaştırılabileceği kabul edilmektedir (Prof.Dr.Erdoğan Moroğlu, Oy Sözleşmeleri, İstanbul 2015, s.86; Prof. Dr. Gül Okutan Nilsson, Anonim Ortaklıklarda Paysahipleri Sözleşmeleri, s. 242; Sinan Yüksel, Paysahipleri Sözleşmeleri, Galatasaray Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Özel Hukuk Bölümü, Yüksek Lisans Tezi, 2003, s. 192-193; Mustafa Çeker, Anonim Ortaklıkta Oy Hakkı ve Kullanılması, 2000, s. 244-245; İlksen Duman, Anonim Şirketlerde Oy Hakkına İlişkin Pay Sahipleri Sözleşmeleri, Hacettepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ankara 2024, s. 53-54).
Yargıtay 11.Hukuk Dairesi’nin 31.05.2018 Tarihli 2018/3864 Esas 2020/996 Karar sayılı kararında da benzer hususlar vurgulanmıştır; “…taraflar arasında tanzim edilen sözleşmenin, şirket ana sözleşmesi olmayıp PAY SAHİPLERİ SÖZLEŞMESİ MAHİYETİNDE OLDUĞU, taraflar arasında bir adi ortaklık oluşturan borç sözleşmesi mahiyetinde olduğu ve bunun BK hükümlerine tabi olduğu, sözleşmenin amacının taraflarca kurulacak şirketin iştigali konusunu teşkil eden ozon gazı ve cihazlarının üretimi, satışı, pazarlama ve servis hizmetlerinin ortak şirket üzerinden yapılması, buna aykırı davranışta bulunan sözleşme taraflarının diğer tarafa uğradıkları zararla birlikte ayrıca 500.000 USD CEZAİ ŞARTIN ÖDENECEĞİNİN DÜZENLENDİĞİ, yargılama sırasında alınan bilirkişi raporu ile davalının sözleşme imzalandıktan ve şirket kurulduktan sonra şirketin iştigal konusuna giren işlerde faaliyette bulunduğunun tespit edilmiş olması karşısında, davalının sözleşmeye aykırı eylemde bulunduğu ve anılan sözleşmenin 12. maddesi koşullarının somut olayda oluştuğu nazara alınmaksızın davanın reddine karar verilmesi yerinde değildir.”
Temsil ve Diğer Güvenceler: Ortak temsilci atanması, oyların sözleşmeye uygun kullanılmasını kolaylaştırsa da, temsil yetkisinin geri alınamayacağına dair mutlak kayıtlar kanun karşısında etkisiz kalabilir. Geri alma işlemi temsil ilişkisini sonlandırsa bile, bu durum taraflar arasında sözleşmeye aykırılık oluşturarak tazminat veya ceza koşulunu gündeme getirebilir. (TBK m.42). Pay senetlerinin üçüncü bir kişide muhafazası, teminat verilmesi veya alım-satım hakları gibi ilave güvence araçları, ihlal durumunda sadece dava sonucuna bel bağlama riskini azaltır. (Prof.Dr.Reha POROY / Prof.Dr.Ünal TEKİNALP / Prof.Dr.Ersin ÇAMOĞLU, Ortaklıklar Hukuku II, N.1003b). Sonuç olarak etkili bir sözleşme; yalnızca edimleri belirlemekle kalmamalı, ihlalin tespiti, bildirimi ve uygulanacak yaptırımları da tereddüde yer bırakmayacak biçimde düzenlemelidir.
12- HİSSEDARLAR SÖZLEŞMESİNİN SONA ERMESİ
Hissedarlar sözleşmesinin sona ermesi, sözleşmenin süresine, yapısına ve üstlenilen edimlere göre belirlenir. Tek bir işleme ilişkin taahhüdün yerine getirilmesi, kararlaştırılan sürenin dolması, tarafların anlaşması veya geçerli bir fesih hakkının kullanılması farklı sona erme hâlleridir. Sözleşme adi ortaklık niteliğindeyse TBK.m.639 ve devamı ayrıca uygulanır. Bu nedenle adi ortaklık nitelendirmesi yapılmadan bu hükümlerdeki bütün sona erme sebeplerinin her hissedarlar sözleşmesine doğrudan taşınması doğru değildir. Bilge, sona ermeyi adi ortaklık niteliği taşıyan sözleşmeler ile bu niteliği taşımayan sözleşmeler bakımından ayrı ele almaktadır (Kerem BİLGE, Pay Sahipleri Sözleşmesi Kapsamında Anonim Şirketlerde Pay Devrinin Kısıtlanması, s.24-36).
Payın devri de bütün sözleşmesel hak ve borçların kendiliğinden sona erdiği veya devralana geçtiği anlamına gelmez. Tarafın gelecekte oy kullanabilmesi pay sahipliğiyle bağlantılı olsa da, daha önce doğmuş tazminat, ceza veya ödeme borçları devirden sonra varlığını sürdürebilir. Sözleşmenin devri veya sözleşmeye katılma, kendi koşulları içinde ayrıca gerçekleştirilmelidir. Yeni pay sahibinin anlaşmaya katılması isteniyorsa, katılmanın kimlerin onayına bağlı olduğu, hangi tarihte hüküm doğuracağı ve önceki ihlallerin kime ait kalacağı düzenlenmelidir. Ölüm hâlinde de mirasın geçişi, borcun kişisel niteliği ve varsa adi ortaklığın devamına ilişkin hükümler birlikte değerlendirilmelidir.
Sürekli ilişkilerde haklı nedenle fesih ve TBK.m.138 kapsamında uyarlama olanakları, kendi şartları içinde önem kazanabilir. Ancak yatırımla ilgili beklentilerin her değişmesi haklı fesih veya uyarlama sebebi oluşturmaz. Özellikle yatırım riskinin sözleşmeyle hangi tarafa bırakıldığı, değişikliğin öngörülebilirliği ve bağlılığın devamının taraf üzerindeki etkisi araştırılmalıdır. İhlalin giderilmesi için süre tanınması, müzakere ve çıkış mekanizmalarının işletilmesi gibi sözleşmesel aşamalar varsa, bunların somut olayda uygulanabilirliği de değerlendirilir.
13- HİSSEDARLAR SÖZLEŞMESİNDEN DOĞAN UYUŞMAZLIKLARDA TAHKİM VE ARABULUCULUK
Tahkim Anlaşmasının Kapsamı ve Şirketler Hukukunun Sınırları
Hissedarlar sözleşmesinden doğan uyuşmazlıklar, tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebilecekleri konulara ilişkin oldukları ve geçerli bir tahkim anlaşması bulunduğu ölçüde tahkime elverişlidir. Sözleşmesel ödeme, tazminat, ceza koşulu veya devir borcuna ilişkin taleplerle, şirketin bütün pay sahipleri bakımından etkili olacak örgütsel kararlarına yönelen talepler bu bakımdan aynı şekilde değerlendirilemez. HMK m.408 ve 412 çerçevesinde uyuşmazlığın konusu, tarafları ve yazılı tahkim iradesi belirlenmelidir. Yüksel’in ele aldığı sorunlar da, hissedarlar sözleşmesinin geniş içeriğinin tahkim bakımından tek tip bir çözümle karşılanamayacağını göstermektedir (Dr.Sinan H. YÜKSEL, Pay Sahipleri Sözleşmelerinden Kaynaklanan Uyuşmazlıkların Çözümünde Tahkim, s.141-147).
Tahkim şartının hissedarlar sözleşmesinde bulunması için aynı şartın esas sözleşmede de tekrarlanması kural olarak gerekmez. Ancak hissedarlar sözleşmesindeki tahkim şartı, sözleşmeye katılmayan şirketi, pay sahibini veya payı sonradan edinen kişiyi yalnızca bu sıfatları nedeniyle bağlamaz. Tahkim iradesinin kim tarafından açıklandığı ve hangi hukuki ilişkiyi kapsadığı ayrıca araştırılır. Sulu, esas sözleşmeye konulan bir tahkim hükmünün iradesini açıklamamış kişilere etkisi konusundaki tereddütleri de bu bağlamda değerlendirmektedir. (Dr.Öğr.Üyesi Muhammed SULU, Pay Sahipleri Sözleşmelerinden Kaynaklanan Uyuşmazlıkların Çözümünde Arabuluculuk ve Tahkim, s.518-520). Sözleşmeye katılmaya ilişkin işlemin tahkim şartını da kapsayacak açıklıkta kurulması, uygulamadaki belirsizlikleri azaltır.
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesinin 10.10.2024 tarihli kararında, limited şirket ortakları arasındaki kurucu sözleşmede bulunan tahkim düzenlemesi incelenmiş; ortaklıktan çıkma talebi bağlamında ileri sürülen tahkim itirazı değerlendirilmiştir. Mahkeme, tarafların özel sözleşmede açıkladıkları tahkim iradesinin esas sözleşmede ayrıca tekrarlanmasını zorunlu görmemiştir (İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi, 10.10.2024, E.2021/1472, K.2024/1442). Karar, özel sözleşmedeki tahkim şartının bağımsız olarak dikkate alınabilmesi bakımından önemlidir. Bununla birlikte limited şirket ve somut taleple ilgili bu sonuç, anonim şirket genel kurul kararlarının iptaline ilişkin bütün uyuşmazlıkların veya sözleşmeye taraf olmayan kişilere yöneltilen bütün taleplerin tahkimde çözülebileceği biçiminde genelleştirilemez.
Özellikle genel kurul kararının iptali bakımından, TTK.m.450’de iptal veya butlan hükmüne tanınan bütün pay sahiplerine yönelik etkiyle tahkimin taraf iradesine dayanan yapısı birlikte düşünülmelidir. Pay sahibi, aynı olay nedeniyle sözleşme borçlusundan ceza koşulu isterken, ayrıca şirket kararına karşı kanuni başvuru yolunu kullanmak durumunda kalabilir. Taleplerin ekonomik bakımdan bağlantılı olması, taraf ve etki alanı farklılıklarını ortadan kaldırmaz. Kanaatimizce uyuşmazlık çözümü hükmü hazırlanırken yalnızca “bütün uyuşmazlıklar” ifadesiyle yetinilmemeli; tahkime elverişlilik sınırları, geçici koruma ihtiyacı ve şirketler hukukundan doğan başvurularla ilişki de değerlendirilmelidir.
Dava Şartı Arabuluculuk
Dava şartı arabuluculuk bakımından, yalnızca sözleşmenin konusu değil, ileri sürülen talep ve davanın niteliği belirleyicidir. TTK m.5/A’nın 1.9.2023 tarihinde yürürlüğe giren değişiklik sonrası metninde, ticari davalardan konusu bir miktar para olan alacak, tazminat, itirazın iptali, menfi tespit ve istirdat davaları düzenlenmiştir. Bu nedenle ticari nitelik taşıyan bir uyuşmazlıkta ceza koşulunun veya tazminatın tahsili talebi değerlendirilirken güncel kapsam esas alınmalıdır. Yalnızca parasal olmayan bir oy verme ediminin ifasının istenmesi ise, sırf aynı sözleşmeden doğduğu için bu kapsamda kabul edilemez. (6102 sayılı TTK m.5/A; 7445 sayılı Kanun m.31). Birden fazla talebin aynı davada ileri sürülmesi hâlinde, taleplerin birlikte bulunmasının arabuluculuk yükümlülüğüne etkisi ayrıca incelenmelidir. Sulu’nun 2022 tarihli çalışmasında, ifa talebiyle birlikte ileri sürülen parasal talepler bakımından dava yığılmasının etkisi tartışılmakta ve farklı kararlar aktarılmaktadır (Dr.Öğr.Üyesi Muhammed SULU, Pay Sahipleri Sözleşmelerinden Kaynaklanan Uyuşmazlıkların Çözümünde Arabuluculuk ve Tahkim, s.523-524). Kanaatimizce, parasal bir talebe ifa talebi eklenmesinin bütün uyuşmazlığı kendiliğinden dava şartı arabuluculuk dışında bıraktığı kabul edilmemelidir. Talebin niteliği, talepler arasındaki ilişki ve somut usuli düzenleme açıklanmalıdır. Eski tarihli değerlendirmeler de yayımlandıkları dönemin mevzuatı ve içtihadı içinde okunmalıdır.
Geçerli tahkim anlaşmasının kapsamına giren uyuşmazlıklarda ise HUAK m.18/A/18’deki istisna ayrıca dikkate alınmalıdır. Bu hüküm uyarınca tahkim sözleşmesinin bulunduğu hâllerde dava şartı arabuluculuk hükümleri uygulanmaz. Ancak sözleşmede tahkim sözcüğünün bulunmasıyla, geçerli ve uyuşmazlığı kapsayan bir tahkim anlaşmasının varlığı aynı değildir. Taraflarca ayrıca kabul edilmiş müzakere veya arabuluculuk aşamaları da kanuni dava şartından farklı bir sözleşmesel düzen oluşturabilir. (6325 sayılı HUAK m.18/A/18).
14- SONUÇ
Hissedarlar sözleşmesi, anonim şirketin pay sahipleri arasındaki ekonomik ve kişisel ilişkiyi düzenleyen, bağlayıcılığını sözleşme özgürlüğünden alan önemli bir hukuki araçtır. Sözleşmenin borçlar hukukuna tabi olması, üstlenilen yükümlülüklerin önemsiz veya ihtiyari olduğu anlamına gelmez. Ancak taraflar arasındaki bağlayıcılık, şirketin örgütlenme kurallarını ve sözleşmeye katılmayan kişilerin hukuki konumunu kendiliğinden değiştirmez. Bu nedenle sözleşmenin geçerliliği, taraflar bakımından etkisi, şirket kararlarına etkisi ve ihlalin yaptırımı birbirinden ayrılarak değerlendirilmelidir.
Oy sözleşmeleri bakımından temel mesele, hak sahibinin belirli yönde oy kullanma borcuyla genel kurul iradesinin oluşumunun aynı işlem sayılmamasıdır. Sözleşmeye aykırı oy, kural olarak sözleşmesel sorumluluğa yol açarken, genel kurul kararının geçersizliği için bağımsız şirketler hukuku sebeplerinin bulunması gerekir. İncelenen yargı kararları da özel sözleşmenin şirket kararlarının geçerlilik ölçütlerinin yerine geçirilmemesi gerektiğini göstermektedir. Bununla birlikte sözleşme, dürüstlük kuralına aykırılık iddiasının değerlendirilmesinde olayın bütününü açıklayan bir unsur olarak dikkate alınabilir.
Aynen ifa tartışmasında, tamamlanmış oylamaya ilişkin edimle geleceğe yönelik veya devam eden edimlerin ayrılması gerekir. Kanaatimizce hukuken mümkün, belirli ve geçerli bir oy verme taahhüdünün henüz ifa edilebilecek olması hâlinde, sözleşme alacağının korunması esas alınmalıdır. İfa hakkının varlığıyla kullanılacak cebri icra yönteminin hukuka uygunluğu da ayrı ayrı ortaya konulmalıdır.
Hukuki korumanın etkinliği, yalnızca ihlal sonrasında açılacak davaya bağlı değildir. Edimlerin belirli olması, ceza koşulunun doğru kurulması, temsil ve teminat düzeninin geçerli biçimde oluşturulması, pay devri ve çıkış usullerinin açıklığı ile uyuşmazlık çözüm hükmünün taraf ve konu bakımından kapsamı, sözleşmenin işlevini doğrudan etkiler. Hissedarlar sözleşmesi, ancak tarafların beklentilerini uygulanabilir borçlara dönüştürdüğü ve bu borçların şirketler hukuku düzeni içindeki sınırlarını açıkça koruduğu ölçüde kalıcı bir güvence sağlayabilir.
