Avukat Ali Mert Karakılçık
Muris muvazaasına dayalı uyuşmazlıklar, yalnızca görünürde yapılan hukuki işlemin geçerliliği bakımından değil, aynı zamanda mirasçının saklı ya da yasal miras hakkının korunması bakımından da özel bir değerlendirmeyi zorunlu kılar. Özellikle murisin sağlığında şirket hisselerini üçüncü kişilere veya diğer mirasçılara devretmesi halinde, uyuşmazlığın dış görünüşü ticaret hukukuna ilişkin bir pay devri işlemi gibi görünse de, davacının hukuki korunma talebi çoğu zaman mirasçılık sıfatından, tereke üzerindeki hak iddiasından ve murisin mal kaçırma iradesinin bertaraf edilmesi amacından kaynaklanmaktadır. Bu nedenle şirket payının devre konu edilmiş olması, tek başına uyuşmazlığı ticari dava haline getirmez; görevli mahkemenin belirlenmesinde esas alınması gereken ölçüt, devredilen malvarlığı unsurunun şirket hissesi olup olmaması değil, davanın hangi hukuki sebebe, hangi hakka ve hangi korunma ihtiyacına dayandığıdır. Bu çerçevede muris muvazaası iddiasına dayalı şirket hissesi devrinin iptali davalarında, uyuşmazlığın özünün miras hukuku ve genel muvazaa hükümleri kapsamında değerlendirilmesi gerekir.
Bu kapsamda muris muvazaasına dayalı şirket hissesi devri uyuşmazlıklarında, dava konusu işlemin bir şirket payına ilişkin olması, uyuşmazlığın hukuki niteliğini tek başına ticaret hukuku alanına taşımaz. Bu tür uyuşmazlıklarda temel mesele, pay devrinin TTK hükümleri bakımından geçerli olup olmadığı değil; murisin, mirasçılarından mal kaçırma amacıyla görünürde bir hisse devri işlemi yapıp yapmadığı ve bu işlemin miras hakkını zedeleyip zedelemediğidir. Bu nedenle uyuşmazlık, esasen TMK’nın miras hükümleri ile TBK.m.19’da düzenlenen genel muvazaa hükümleri çerçevesinde değerlendirilmelidir (Yargıtay Hgk. 12.05.2009 T. 1999/4-286 E. 1999/293 K.; Yargıtay 1.Hd. 17.10.2019 T. 2016/7654 E. 2019/5327 K.; Yargıtay 1.Hd. 26.11.2020 T. 2016/18552 E. 2020/6288 K.). Bu yönüyle, şirket hissesinin devre konu edilmiş olması tek başına uyuşmazlığı TTK kapsamında mutlak ticari dava haline getirmemekte; davacının hukuki korunma talebi mirasçılık sıfatına, tereke üzerindeki hak iddiasına ve muris muvazaası olgusuna dayandığından, uyuşmazlığın ticaret mahkemelerinin görev alanında bulunduğundan söz edilememektedir. Nitekim yargı kararlarında da, muris muvazaası iddiasına dayalı şirket hissesi devri uyuşmazlıklarında belirleyici ölçütün devredilen malvarlığı unsurunun şirket payı olması değil, davanın miras hakkından kaynaklanması olduğu açıkça vurgulanmaktadır. Yetki bakımından ise HMK.m.6 uyarınca genel yetkili mahkeme, davalı gerçek veya tüzel kişinin davanın açıldığı tarihteki yerleşim yeri mahkemesidir. Bu sebeple somut olayın özelliklerine göre davalının yerleşim yeri ve dava konusu şirketin merkezi dikkate alınarak yetkili mahkeme belirlenmelidir.
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14.Hukuk Dairesi’nin 02.12.2021 Tarihli 2021/1593 Esas 2021/1473 Karar sayılı kararında da vurgulandığı üzere murisin yasal mirasçılarından mal kaçırmak amacıyla yaptığı hisse devirleri, terekeyi ilgilendirdiğinden davaya bakma görevi Asliye Hukuk Mahkemelerine aittir. Karar özeti şu şekildedir; “…Davacılar, müteveffanın ölümünden evvel yaptığı hisse devirlerinin muvazaalı olduğunu, bu bağlamda tereke üzerinden miras payının zedelendiğini ileri sürerek hak iddia etmektedir. Miras payına dahil olduğu ve muvazaalı olarak devredildiği öne sürülen malvarlığı haklarına ilişkin talepte ayrıca miras hukukunu ilgilendiren tenkis isteminin de bulunduğu dikkate alındığında, uyuşmazlığın bütünüyle TTK kapsamında kaldı söylenemez. Muris muvazaasının var olup olmadığı ile özellikle tenkis koşullarının oluşup oluşmadığına ilişkin incelemeler sırasında hisse senetlerinin reel değerlerinin belirlenmesi sürecinde ticari defterlerin ve kayıtların incelenmesi de davayı ticari dava kılmaz. Genel bir ilke olarak görevli mahkemenin belirlenmesinde temel ölçüt, muris muvazaasına ve tenkise konu malvarlığı haklarını oluşturan unsurların niteliği olmayıp, murisin mirasçılarının hukukunu zedeleyen malvarlığı haklarına yönelik muvazaalı bir işlemi olup olmadığı, terditli talep yönünden ise tenkis koşullarının bulunup bulunmadığıdır. Bu durumda davanın konusu sadece şirket hisseleri olmayıp murisin tüm terekesidir. Bu iddiaları değerlendirme görevi de HMK’nın 2. maddesi uyarınca genel görevli mahkeme olan Asliye Hukuk Mahkemesine aittir.”
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43.Hukuk Dairesi’nin 16.05.2024 Tarihli 2023/1022 Esas 2024/715 Karar sayılı kararı da benzer yöndedir; “…Dava, muris muvazaası iddiasına dayalı olarak limited şirket hisse devrinin miras payı oranında iptali davasıdır. Bu aşamada istinafa gelen uyuşmazlık temelde, uyuşmazlığın çözümünde görevli olan mahkeme noktasındadır. Muris … şirketteki 25.000 TL hissesinin tamamını Bakırköy … Noterliğinin …tarih ve …’lu pay devir sözleşmesi ile davalı …’ya devretmiştir. Hisseleri devreden … 23/04/2016 tarihinde ölmüştür.Davacı tarafça, hisse devrinin mal kaçırmak amacıyla yapıldığı iddiasıyla hisse devrinin miras payı oranında iptali ile kendi adına tesciline karar verilmesi istemiyle eldeki dava açılmıştır. 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu(TTK)’nun 4/1-a.maddesine göre, her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan hukuk davaları ile tarafların tacir olup olmadıklarına bakılmaksızın Türk Ticaret Kanununda öngörülen hususlardan doğan hukuk davaları ticari dava sayılır. TTK’nın 5/1. Maddesine göre de, aksine hüküm bulunmadıkça, dava olunan şeyin değerine veya tutarına bakılmaksızın tüm ticari davalara asliye ticaret mahkemesi bakmakla görevlidir. Taraflar arasındaki uyuşmazlık, dava dışı şirketin murise ait hisselerinin mal kaçırmak amacıyla bedelsiz ve muvazaalı bir şekilde davalıya devredilip devredilmediğine ilişkindir. Uyuşmazlığın her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili olmadığı ihtilafsızdır. Ayrıca hisse devrinin geçersizliği ile ilgili olarak muvazaa iddiasına dayanılmış olup, hisse devrinin geçersizliği iddiası Türk Ticaret Kanunu’nda düzenlenen bir sebebe dayandırılmamıştır. Bu kapsamda davacının eldeki davayı açmasına imkan veren hakkı Türk Ticaret Kanununda düzenlenen bir husustan kaynaklanmayıp, miras hakkından/mirasçılık sıfatından kaynaklanmaktadır. Bu haliyle uyuşmazlık Türk Ticaret Kanununda düzenlenen bir husustan kaynaklanmamaktadır. Somut olaya konu dava, her iki tarafın ticari işletmesi ile ilgili olmadığından ticari dava niteliğinde değildir. Taraflar arasındaki hukuki ilişkinin taraflardan yalnızca birinin ticari işletmesi ile ilgili olması halinde dahi davanın ticari dava olarak kabul edilmesi mümkün değildir. Bunun yanı sıra eldeki dava, TTK’nın 4/1-a. Maddesinde düzenlendiği şekliyle Türk Ticaret Kanunu’nda öngörülen hususlardan doğan bir dava da değildir. Bu haliyle uyuşmazlığın çözümünde asliye ticaret mahkemesi değil HMK’nın 2. maddesi uyarınca genel mahkeme olan ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ GÖREVLİDİR. Dolayısıyla Asliye Ticaret Mahkemesince görevsizlik kararı verilmesinde herhangi bir isabetsizlik görülmemiştir.”
Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi’nin 08.01.2025 Tarihli 2023/1917 Esas 2025/7 Karar sayılı kararında da aynı husus vurgulanmıştır; “…Taraflar arasındaki uyuşmazlık, dava dışı şirketin murise ait hisselerinin mal kaçırmak amacıyla bedelsiz ve muvazaalı bir şekilde davalıya devredilip devredilmediğine ilişkindir. Uyuşmazlığın her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili olmadığı ihtilafsızdır. Ayrıca hisse devrinin geçersizliği ile ilgili olarak muvazaa iddiasına dayanılmış olup, hisse devrinin geçersizliği iddiası Türk Ticaret Kanunu’nda düzenlenen bir sebebe dayandırılmamıştır. Bu kapsamda davacının eldeki davayı açmasına imkan veren hakkı Türk Ticaret Kanununda düzenlenen bir husustan kaynaklanmayıp, miras hakkından/ mirasçılık sıfatından kaynaklanmaktadır. Bu haliyle uyuşmazlık Türk Ticaret Kanununda düzenlenen bir husustan kaynaklanmamaktadır. Somut olaya konu dava, her iki tarafın ticari işletmesi ile ilgili olmadığından ticari dava niteliğinde değildir. Taraflar arasındaki hukuki ilişkinin taraflardan yalnızca birinin ticari işletmesi ile ilgili olması halinde dahi davanın ticari dava olarak kabul edilmesi mümkün değildir. Bunun yanı sıra eldeki dava, TTK’nın 4/1-a. Maddesinde düzenlendiği şekliyle Türk Ticaret Kanunu’nda öngörülen hususlardan doğan bir dava da değildir. Bu haliyle uyuşmazlığın çözümünde Asliye Ticaret Mahkemesi değil HMK’nın 2. maddesi uyarınca genel mahkeme olan ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ GÖREVLİDİR. Dolayısıyla Asliye Ticaret Mahkemesince görevsizlik kararı verilmesi gerekirken davanın esasına girilerek karar verilmesi isabetli görülmemiştir.”
Sonuç olarak, muris muvazaası iddiasına dayalı şirket hissesi devri uyuşmazlıklarında, davanın konusunu oluşturan malvarlığı değerinin şirket payı olması, uyuşmazlığın hukuki niteliğini tek başına değiştirmemektedir. Davacı mirasçının ileri sürdüğü hak, TTK’dan doğan pay sahipliği ilişkisine değil; murisin sağlığında yaptığı muvazaalı işlemle terekeyi eksiltip mirasçının miras hakkını zedelediği iddiasına dayanmaktadır. Bu nedenle inceleme, şirketler hukukuna özgü pay devrinin şekli veya ticari işletme faaliyeti ekseninde değil, murisin gerçek iradesi, görünürdeki işlem ile gizlenen amaç, mirasçılardan mal kaçırma olgusu ve gerektiğinde tenkis koşulları çerçevesinde yapılmalıdır. Bölge Adliye Mahkemesi kararlarında istikrarlı şekilde benimsendiği üzere, hisse değerinin belirlenmesi için ticari defterlerin incelenecek olması ya da uyuşmazlığın şirket payına temas etmesi, davayı ticari dava haline getirmez. Uyuşmazlığın kaynağı miras hakkı ve genel muvazaa hükümleri olduğundan, bu tür davalarda görevli mahkeme HMK.m.2 uyarınca Asliye Hukuk Mahkemesi olup, yetki bakımından da HMK.m.6’daki genel yetki kuralı çerçevesinde davalının yerleşim yeri mahkemesi esas alınmalıdır.
