Avukat Ali Mert Karakılçık
Babalık davası, çocuk ile baba arasında mahkeme hükmüyle soybağı kurulmasını sağlayan dava türlerinden biridir. Ancak bu davanın görülebilmesi, yalnızca biyolojik babalık iddiasının ileri sürülmüş olmasına bağlı değildir. Zira Türk hukukunda soybağı, yalnızca genetik gerçeklik üzerinden değil, aynı zamanda mevcut yasal statü ve nüfus kayıtları üzerinden de değerlendirilir. Bu nedenle babalık davası açılmadan önce, dava konusu çocuğun başka bir erkekle arasında hukuken geçerli ve hâlen devam eden bir soybağı ilişkisinin bulunup bulunmadığı mutlaka incelenmelidir.
Yargıtay uygulaması ve doktrinde ifade edildiği üzere, babalık davası sonucunda babalık hükmü verilebilmesi için çocuğun başka bir erkekle soybağı ilişkisi bulunmamalıdır. Dava konusu çocuğun bir erkekle arasında soybağı ilişkisi varsa, babalık davasının incelenebilmesi için öncelikle bu ilişkinin ortadan kaldırılması gerekir (Yargıtay 2.Hukuk Dairesi Onursal Başkanı Ömer Uğur GENÇCAN, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Tetkik Hakimi Müjde YASAN, Babalık Maddi ve Usul Hukuku, 2.Bası, Ankara 2025, s.49-50). Başka bir ifadeyle, çocuk ile biyolojik baba arasında yasal soybağının babalık davası yoluyla geçerli şekilde kurulabilmesi için, çocuğun bir başka erkekle hukuken herhangi bir yoldan oluşmuş ve hâlen geçerliliğini koruyan bir soybağı ilişkisinin mevcut olmaması gerekir.
Bu kapsamda, çocuğun biyolojik babasından başka bir erkekle tanıma, evlat edinme, ana ile biyolojik babanın sonradan evlenmesi veya evlilik içinde doğum gibi herhangi bir nedenle kurulmuş soybağı ilişkisi mevcutsa, bu ilişki ortadan kaldırılmadıkça biyolojik baba olduğu iddia edilen erkeğe karşı babalık davası açılamaz. Açılmış olsa dahi, bu dava esastan incelenemez; zira mevcut yasal soybağı ilişkisinin varlığı, babalık davası bakımından özel bir dava şartı engeli oluşturur. Bu nedenle böyle bir durumda davanın, özel dava şartı yokluğundan usulden reddi gerekir
Özellikle evlilik birliği içinde doğan çocuklar bakımından bu husus daha da belirgin hâle gelmektedir. Evlilik içinde doğan çocuk, kanunen kocanın çocuğu sayıldığından, bu çocuk ile koca arasındaki soybağı ilişkisi ortadan kaldırılmadıkça üçüncü bir kişiye karşı babalık davası yöneltilemez. Dolayısıyla evlilik birliği içinde doğan çocuğun soybağı reddedilmedikçe, diğer bir ifadeyle dava konusu çocuk mevcut yasal soybağı ilişkisinden çıkarılmadıkça, babalık davasının dinlenebilmesi mümkün değildir. Bu husus, babalık davasının esasına ilişkin bir ispat sorunu değil, doğrudan davanın görülebilmesine ilişkin özel bir dava şartıdır.
Bunun doğal sonucu olarak, soybağının reddi davası ile babalık davasının aynı anda ve birlikte açılması da usul hukuku bakımından sorunludur. Çünkü babalık davasının görülebilmesi için öncelikle mevcut yasal soybağı ilişkisinin ortadan kaldırılmış olması gerekir. Henüz varlığını koruyan yasal soybağı ilişkisinin genetik gerçeklikle örtüşmediği mahkeme kararıyla tespit edilmeden, çocuğun biyolojik babasının hukuki babasından başka bir kişi olduğu iddiası babalık davası kapsamında ileri sürülemez. Bu nedenle öncelikle mevcut yasal soybağının bertarafı için, hukuki babanın biyolojik baba olmadığı yönünde menfi tespit içeren bir hükme ihtiyaç bulunmaktadır (Dr.Hikmet BİLGİN, Medeni Usul Hukuku Açısından Babalık Davası, 2022).
Nitekim Yargıtay’ın yerleşik içtihatları da bu yöndedir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 13/04/2016 Tarihli 2014/18-717 Esas 2016/503 Karar sayılı kararında bu husus açıkça ortaya konulmuştur; “… çocuk ile baba arasında soybağı kurulmasını sağlayan son yol ise babalık hükmüdür. Bahse konu davanın çocuk ile baba arasında soybağının kurulabilmesi için çocuğun BİR BAŞKA ERKEK İLE SOYBAĞININ BULUNMAMASI GEREKİR. Çocuğun herhangi bir yolla bir başka erkek ile soybağı kurulmuş ise bu soy bağı ORTADAN KALDIRILMADIKÇA babalık davası açılamaz…”
Bu kararda da açıkça belirtildiği üzere, babalık hükmüyle çocuk ile baba arasında soybağı kurulabilmesinin ön koşulu, çocuğun başka bir erkekle mevcut bir soybağı ilişkisinin bulunmamasıdır. Dolayısıyla çocuğun bir başka erkekle hukuken geçerli soybağı ilişkisi devam ettiği müddetçe, biyolojik babalık iddiası tek başına babalık davasının esasının incelenmesini sağlamaz. Mevcut soybağı ilişkisi ortadan kaldırılmadan açılan babalık davası, bu nedenle usuli engelle karşılaşır.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 30.09.2010 tarihli, 2010/14860 Esas, 2010/15746 Karar sayılı kararı da aynı doğrultudadır; “… Dava soybağının reddi ve babalığa ilişkin olup yerel mahkeme tarafından bozma ilamına uyulduğu halde, soybağının reddi hakkında olumlu veya olumsuz karar verilmeden, babalık davası hakkında yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırıdır…”
Bu karardan da anlaşılacağı üzere, mahkemenin babalık davası hakkında hüküm kurabilmesi için öncelikle soybağının reddi talebi hakkında olumlu veya olumsuz bir değerlendirme yapması gerekir. Soybağının reddi konusunda hüküm kurulmadan babalık davasının esası hakkında karar verilmesi, usul ve yasaya aykırı kabul edilmektedir. Çünkü babalık davasının esasına geçilebilmesi, çocuğun başka bir erkekle mevcut soybağının ortadan kaldırılmış olmasına bağlıdır.
Bununla birlikte, babalık davasının dinlenebilmesi için yalnızca soybağının reddi davasının açılmış olması da yeterli değildir. Soybağının reddine ilişkin kararın kesinleşmiş olması gerekir. Diğer bir ifadeyle, soybağının reddi kararının babalık davası açılmadan önce kesinleşmiş olduğunun anlaşılması hâlinde, ancak bu durumda babalık davası hakkında değerlendirme yapılabilir (Yargıtay 2.Hukuk Dairesi Onursal Başkanı Ömer Uğur GENÇCAN, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Tetkik Hakimi Müjde YASAN, Babalık Maddi ve Usul Hukuku, s.55). Bu nedenle mevcut soybağı ilişkisini ortadan kaldırmayan, kesinleşmemiş veya sonuç doğurmamış bir süreç, babalık davasının görülebilmesi için yeterli kabul edilemez.
Yargıtay 2.Hukuk Dairesi’nin 05.04.2023 Tarihli 2022/9679 Esas 2023/1596 Karar sayılı kararında da aynı hususlar vurgulanmıştır; “…İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile soybağının reddi davasının tefrikine karar verildiği, soybağının reddi davasının feragat nedeniyle reddine karar verildiği, bu kararın kesinleştiği, mevcut soybağı reddedilmeden babalık davasının dinlenemeyeceği, bu durumun babalık davası için dava şartı olduğu, somut olayda davacının … üzerine kayıtlı olduğu, SOYBAĞI İLİŞKİSİ KALDIRILMADIKÇA İŞBU BABALIK DAVASININ DİNLENEMEYECEĞİ GEREKÇESİ İLE DAVANIN DAVA ŞARTI YOKLUĞUNDAN USULDEN REDDİNE KARAR VERİLMİŞTİR… kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA…”
Bu karar, mevcut soybağı ilişkisi kaldırılmadan babalık davasının dinlenemeyeceğini ve bu durumun dava şartı niteliğinde olduğunu açık biçimde ortaya koymaktadır. Özellikle soybağının reddi davasının feragat nedeniyle reddedildiği ve bu kararın kesinleştiği bir durumda, artık çocuğun mevcut soybağı ilişkisi devam ettiğinden, babalık davasının esasına girilmesi mümkün değildir. Bu nedenle mahkemenin davayı dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddetmesi, Yargıtay tarafından da hukuka uygun bulunmuştur.
Bu noktada, soybağının reddi ile babalık davasının aynı dava dosyasında ileri sürülmesi hâlinde mahkemenin izlemesi gereken usuli yol da ayrıca önem taşımaktadır. Zira mevcut yasal soybağı ortadan kaldırılmadan babalık davasının esası incelenemeyeceğinden, mahkemenin bu iki talebi birlikte değerlendirerek aynı anda babalık hükmü kurması mümkün değildir. Bu tür hâllerde, babalığın tespiti talebinin soybağının reddi talebinden ayrılması, başka bir esasa kaydedilmesi ve soybağının reddi davasının sonucu beklenerek babalık davası hakkında karar verilmesi gerekir. Başka bir ifadeyle, babalık davası bakımından soybağının reddi davası, bekletici sorun niteliğindedir.
Nitekim Yargıtay 8.Hukuk Dairesi’nin 30/11/2017 Tarihli 2017/6109 Esas 2017/15998 Karar sayılı ilamında da aynı hususlar vurgulanmıştır; “…Çocuğun bir başka erkekle soybağı ilişkisi geçersiz kılınmadıkça babalık davasının dinlenmesi mümkün olmadığından mahkemece öncelikle davacının …. üzerindeki hatalı beyana dayalı kaydının iptali ile ….. çocuğu olarak tescili beklenilmeli, bu gerçekleştikten sonra eldeki davaya soybağının reddi olarak bakılarak karar verilmeli, BABALIĞIN TESPİTİ TALEBİNİN İSE ELDEKİ DOSYADAN TEFRİKİ İLE BAŞKA BİR ESASA KAYDEDİLEREK SOYBAĞININ REDDİ DAVASININ SONUCU BEKLENİP bir karar verilmesi gerektiği düşünülmeden, hatalı nüfus kaydının iptali olarak asliye hukuk mahkemesinde bakılmakta olan dava (davacının…..kızı olmadığı) hakkında tespit ve tescil kararı verilmesi ve yine oluşacak soybağının geçersiz kılınması beklenmeden babalık davasının da kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiştir…”
Aynı doğrultuda Yargıtay 2.Hukuk Dairesi’nin 16/05/2022 Tarihli 2022/3794 Esas 2022/4436 Karar sayılı kararında da soybağının reddi davası ile babalık davasının ayrı ayrı ele alınması gerektiği açıkça belirtilmiştir; “…Buna göre mahkemece “Soybağının reddi” ve “babalık davası” olarak davalar TEFRİK EDİLİP, eldeki davaya babalık davası olarak bakılması ve soybağının reddi davasının sonuçlanması BEKLETİCİ SORUN yapılması gerekirken,…”
Yargıtay 2.Hukuk Dairesi’nin 08.02.2006 Tarihli 2006/391 Esas 2006/1291 Karar sayılı kararında ise, soybağının reddi davasının yalnızca sonuçlanmasının değil, aynı zamanda kesinleşmesinin de beklenmesi gerektiği vurgulanmıştır; “…O halde mahkemece yapılacak iş, bu nitelendirmeye uygun soybağının reddi davası sabit görüldüğü takdirde bu davanın sonucunu ve KESİNLEŞMESİNİ BEKLEMEK, daha sonra babalık davası yönünden bir hüküm kurulması gerekmektedir. Bu yön dikkate alınmadan nitelendirmede yanılgı sonucu eksik araştırma ve inceleme ile yazılı gerekçelerle hüküm tesisi doğru olmamıştır…”
Bu kararlar birlikte değerlendirildiğinde, babalık davasının görülebilmesi için mevcut yasal soybağının yalnızca tartışmalı hâle getirilmesi yeterli değildir; bu soybağı ilişkisinin usulüne uygun şekilde ortadan kaldırılması ve buna ilişkin kararın kesinleşmesi gerekir. Bu nedenle mahkeme, aynı dosyada hem soybağının reddi hem de babalığın tespiti talepleriyle karşılaştığında, babalık talebini tefrik etmeli, soybağının reddi davasını öncelikle incelemeli ve babalık davasını bu davanın kesin sonucuna bağlı olarak değerlendirmelidir. Aksi hâlde, hâlen hukuken başka bir erkekle soybağı ilişkisi devam eden çocuk hakkında ikinci bir soybağı kurulmasına yönelik hüküm tesis edilmiş olur ki, bu durum soybağı hukukunun temel ilkeleriyle ve Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarıyla bağdaşmaz.
Sonuç olarak, babalık davası yoluyla çocuk ile biyolojik baba olduğu iddia edilen kişi arasında soybağı kurulabilmesi için, çocuğun başka bir erkekle mevcut ve geçerli bir soybağı ilişkisinin bulunmaması gerekir. Çocuğun evlilik içinde doğmuş olması, tanıma, evlat edinme veya başka bir hukuki sebeple bir erkekle soybağı ilişkisinin kurulmuş bulunması hâlinde, öncelikle bu ilişkinin soybağının reddi veya ilgili hukuki yol ile ortadan kaldırılması zorunludur. Soybağının reddi ile babalık davasının birlikte ileri sürüldüğü durumlarda ise, babalık davası tefrik edilmeli, mevcut soybağının reddine ilişkin davanın sonucu ve bu sonucun kesinleşmesi beklenmelidir. Bu ilişki kaldırılmadan ve kaldırma kararı kesinleşmeden açılan babalık davasında mahkeme, biyolojik babalık iddiasının esasına giremez. Bu nedenle mevcut soybağının bulunmaması veya kaldırılmış ve bu kaldırma kararının kesinleşmiş olması, babalık davası bakımından yalnızca teknik bir usul şartı değil, davanın dinlenebilirliği açısından temel ve zorunlu bir dava şartıdır.
