Avukat Ali Mert Karakılçık
Babalık davası, soybağının mahkeme hükmüyle kurulmasını amaçlayan ve doğrudan kişinin aile hukuku statüsünü etkileyen davalardan biridir. Bu nedenle babalık davasında maddi gerçeğin ortaya çıkarılması büyük önem taşır. Ancak bu önem, her soyut iddia karşısında doğrudan genetik incelemeye başvurulabileceği anlamına gelmez. Zira soybağının tespiti bakımından DNA incelemesi güçlü ve çoğu zaman belirleyici bir ispat aracı olmakla birlikte, bu inceleme aynı zamanda kişinin vücut bütünlüğü, özel hayatı, kişilik hakkı ve sosyal itibarı üzerinde doğrudan etki doğurabilecek nitelikte bir müdahaledir.
Bu nedenle babalık davasında genetik incelemeye karar verilirken, davacının yalnızca basit şüphesi veya soyut iddiası ile yetinilmemelidir. Davalı erkeğin biyolojik baba olabileceği yönünde somut vakıalara dayalı ciddi şüphelerin bulunması hâlinde genetik inceleme yoluna başvurulması gerekir. Bu çerçevede, uygulamada mahkemelerin önüne gelen her türlü soybağı uyuşmazlığında, sırf dava soybağına ilişkin olduğu için yasal mevzuat gereği mutlak surette genetik inceleme yaptırmak zorunda olduğu söylenemez (Dr.Hikmet BİLGİN, Medeni Usul Hukuku Açısından Babalık Davası, 2022, s.426).
Yargıtay uygulaması ve doktrinde ifade edildiği üzere, babalık davalarında ispat yükü, çocuk ile baba arasındaki soybağının babalık hükmüyle mahkemece belirlenmesini isteyen davacı üzerindedir. Bununla birlikte, soybağı hukukunu ilgilendiren davalarda doğru sicil oluşturulması ve maddi gerçeğe ulaşılması bakımından, yalnızca tarafların sunduğu klasik delillerle yetinilmemesi gerektiği de kabul edilmektedir. Bu yönüyle doğru kimliklendirme, özellikle genetik inceleme sayesinde daha güvenilir şekilde yapılabilmektedir (Yargıtay 2.Hukuk Dairesi Onursal Başkanı Ömer Uğur GENÇCAN, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Tetkik Hakimi Müjde YASAN, Babalık Maddi ve Usul Hukuku, 2.Bası, Ankara 2025, s.299-305).
Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 04.10.2023 Tarihli 2022/2-762 Esas 2023/883 Karar sayılı kararında da aynı husus vurgulanmıştır; “…soybağı ve miras hukukunu ilgilendiren bu tür davalarda doğru sicil oluşturulması zorunluluğu dikkate alınarak, davanın ispatı için sunulan delillerle yetinilmeyip, doğru kimliklendirme için DNA testi yapılarak karar verilmesi gerektiği de unutulmamalıdır…”
Bu kararda da ifade edildiği üzere, babalık davalarında doğru sicil oluşturulması kamu düzeniyle de yakından ilgilidir. Ancak burada dikkat edilmesi gereken nokta, DNA incelemesinin ispat bakımından önem taşımasının, davacının her soyut iddiasını otomatik olarak genetik inceleme yapılması için yeterli hâle getirmediğidir. Başka bir ifadeyle, DNA incelemesi babalık davalarında güçlü bir delil olmakla birlikte, bu delile başvurulabilmesi için öncelikle davacının iddiasını ciddi, somut ve hayatın olağan akışıyla uyumlu vakıalarla desteklemesi gerekir.
Günümüzde gen teknolojisi sayesinde babalık davalarında uyuşmazlık konusu maddi vakıaların güvenilir şekilde aydınlatılması mümkün hâle gelmiştir. Bu nedenle babalık karinesini ispata yönelik olarak ileri sürülen tanık beyanları, belge veya benzeri deliller, tek başına genetik babalığın kesin olarak ispatını sağlayan deliller değildir (Yargıtay 2.Hukuk Dairesi Onursal Başkanı Ömer Uğur GENÇCAN, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Tetkik Hakimi Müjde YASAN, Babalık Maddi ve Usul Hukuku, s.306). Ancak bu durum, söz konusu delillerin tamamen işlevsiz olduğu anlamına da gelmez. Aksine, bu deliller genetik incelemeye geçilmesi için gerekli olan ciddi şüphe ve yaklaşık ispat görünümünün oluşup oluşmadığının değerlendirilmesinde önem taşır.
Bu nedenle babalık davalarında davacı tarafın her soyut, mesnetsiz veya spekülatif iddiası üzerine derhal soybağı incelemesine girişilmemelidir. Mahkeme, biyolojik babalığa ilişkin somut verilerin sunulup sunulmadığını, bu verilerin ciddi emare oluşturup oluşturmadığını ve genetik incelemeye başvurmanın ölçülü olup olmadığını değerlendirmelidir. Davalı erkeğin kişilik haklarını etkileyebilecek bu tür bir incelemeye ancak iddianın soyut şüphe düzeyini aşması ve somut vakıalarla desteklenmesi hâlinde karar verilmelidir. Nitekim her talepte tıbbi yöntemlerin uygulanmasına karar verilmesi, baba olduğu iddia edilen kişinin kişilik haklarını olumsuz yönde etkileyebilecek bir durumdur (Dr.Hikmet BİLGİN, Medeni Usul Hukuku Açısından Babalık Davası, Ankara 2022, s.426; Yargıtay 2.Hukuk Dairesi Onursal Başkanı Ömer Uğur GENÇCAN, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Tetkik Hakimi Müjde YASAN, Babalık Maddi ve Usul Hukuku, s.315).
Bu açıklamalar ışığında, babalık davası kapsamında soybağı incelemesine karar verilmeden önce, hâkim tarafından davanın kabul edilebilirliği ve iddianın ciddiyeti yönünden bir değerlendirme yapılmalıdır. Doğal soybağına ilişkin somut vakıalara dayalı yaklaşık ispat ölçüsünde bir görünüş yaratılmadıkça, genetik incelemeye geçilmemesi gerekir. Bu noktada hâkimin takdir etmesi gereken başlıca husus, soybağı incelemesi talep eden kişinin güvenilir sonuç elde etmeye yönelik samimiyeti ve iddiasını dayandırdığı vakıaların ciddiyetidir. Salt aşırı ölçüde mesnetsiz şüphecilikten, karşı tarafı küçük düşürmekten, sosyal itibarını zedelemekten veya mağdur etmekten öte bir anlam taşımayan taleplerin ise reddedilmesi gerekir (Dr.Hikmet BİLGİN, Medeni Usul Hukuku Açısından Babalık Davası, Ankara 2022).
Bu değerlendirme HMK.m.292 bakımından da önem taşımaktadır. Anılan hükmün uygulanabilmesi için genetik incelemenin zorunlu olması gerekir. Diğer bir ifadeyle, soybağının tespitine ilişkin tüm deliller değerlendirilmiş, başka yolla doğru sonuca ulaşılması mümkün olmamış ve maddi gerçeğe ulaşmak bakımından tıbbi inceleme kaçınılmaz hâle gelmiş olmalıdır. Bu yönüyle genetik inceleme, ultima ratio yani son çare ilkesi kapsamında değerlendirilmelidir. Genetik inceleme soybağının tespiti açısından zorunlu kabul edilse dahi, bu yola başvurmanın en önemli kriterlerinden biri, davacının iddiasını somut delillere dayandırmasıdır (Hüma Çelik Kara, Soybağının Reddi Davası, 2024, Yüksek Lisans).
Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 18/10/2018 tarihli, 2017/1927 Esas, 2018/1471 Karar sayılı ilamında da DNA incelemesine hangi aşamada başvurulması gerektiği somut olay üzerinden açıklanmıştır: “…Nitekim somut olayda da mahkemece davacı tanıkları dinlenmiş, davacının annesi ile davalı arasında evlilik dışı bir birlikteliğin yaşandığı ve davacının bu birliktelikten dünyaya gelmiş olabileceği yönünde GÜÇLÜ BİR KANAAT oluştuktan sonra bilimsel bir veri ile maddi sonuca ulaşmak amacıyla DNA testi yaptırılmasına karar verilmiştir. Ne var ki davalı, çıkarılan tebligat ve ihzar müzekkerelerine karşın test yaptırmak için müracaat etmemiştir. Bu nedenle babalık davası sırasında DNA testi için biyolojik bulgu vermekten kaçınan taraftan zorla numune alınıp alınamayacağı hususuna değinmek gerekmektedir…”
Bu karar, DNA analizinin soyut bir iddia üzerine değil, mahkeme nezdinde belirli bir kanaat oluştuktan sonra başvurulması gereken bilimsel bir ispat aracı olduğunu göstermektedir. Zira kararda da vurgulandığı üzere, mahkeme öncelikle tanık delillerini değerlendirmiş, davacının annesi ile davalı arasında evlilik dışı bir birliktelik yaşandığı ve çocuğun bu birliktelikten dünyaya gelmiş olabileceği yönünde güçlü bir kanaate ulaştıktan sonra DNA testi yaptırılmasına karar vermiştir. Bu yaklaşım, genetik incelemenin babalık davasında otomatik bir işlem değil, somut vakıalarla desteklenen ciddi şüphe hâlinde başvurulabilecek ölçülü bir ispat yöntemi olduğunu ortaya koymaktadır.
Sonuç olarak, babalık davalarında DNA incelemesi maddi gerçeğe ulaşmak ve doğru sicil oluşturmak bakımından son derece önemli bir delil olmakla birlikte, bu incelemeye başvurulması sınırsız ve otomatik değildir. Davacı tarafın iddiasını somut vakıalarla desteklemesi, baba olduğu ileri sürülen kişi bakımından ciddi ve makul bir şüphe oluşturması ve mahkemece yaklaşık ispat düzeyinde bir görünüşün varlığına kanaat getirilmesi gerekir. Aksi hâlde, yalnızca spekülasyonlara, hayatın olağan akışına aykırı iddialara veya soyut şüphelere dayanılarak genetik inceleme yapılmasına karar verilmesi, ölçülülük ilkesine ve kişilik haklarının korunması gereğine aykırı sonuçlar doğurabilir. Bu nedenle babalık davasında DNA incelemesi, davacının her iddiası üzerine başvurulan rutin bir işlem değil; somut delillerle desteklenen ciddi şüphe hâlinde, maddi gerçeğe ulaşmak için zorunlu ve son çare niteliğinde uygulanması gereken bir ispat aracıdır.
