Avukat Ali Mert Karakılçık
Öğretide de ifade edildiği üzere, TTK m.555 hükmü uyarınca şirketin uğradığı zarar nedeniyle hem şirketin hem de pay sahiplerinin aktif dava ehliyetine sahip olduğu kabul edilmektedir (Serhat DİNÇ, Anonim Şirketlerde Yönetim Kurulu Üyelerinin Hukuki Sorumluluğu, Ankara 2017, s.142). Nitekim anılan madde, şirket zararının tazmini amacıyla pay sahiplerine de sorumluluk davası açma imkânı tanımaktadır. Maddenin gerekçesinde, pay sahiplerine bu yetkinin tanınmasının sebebi olarak, sorumluların şirkete hâkim olmaları nedeniyle dava açılmasını engelleyebilmeleri yahut şirket yönetiminin ihmalkâr davranma ihtimali açıkça belirtilmiştir. Bu çerçevede, şirket zararının giderilmesini talep etme yetkisi, yalnızca şirket yönetimine bırakılmamış; pay sahiplerinin de bu zararın tazminini talep edebilmesi mümkün kılınmıştır. Pay sahibinin sorumluluk davası açmadaki hukuki menfaati, sahip olduğu paydan ve dolayısıyla şirket malvarlığı ile olan hukuki bağından kaynaklanmaktadır. Zira pay sahiplerinin dava açabilmesi, şirket alacağına ilişkin olarak hüküm elde edilmesine yönelik olarak kanun tarafından kendilerine tanınmış bir dava takip yetkisinin varlığına dayanmaktadır. Kanundan doğan bu yetki, öğretide “kanuni dava takip yetkisi” olarak nitelendirilmekte olup, pay sahiplerine tanınan söz konusu yetki yarışan nitelikte bir dava takip yetkisidir. Bu yetki, yalnızca belirli bir pay sahibine özgülenmiş olmayıp, potansiyel olarak diğer pay sahiplerinin de aynı yetkiye sahip olmasını ifade etmektedir (Prof.Dr.Muhammet ÖZEKES – Prof.Dr.Vural SEVEN – Prof.Dr.Nedim MERİÇ, Sermaye Şirketlerinde Sorumluluk Davası, İstanbul 2021, s.98).
Önemi nedeniyle tekraren vurgulamak gerekir ki, TTK m.555/1 hükmünde pay sahibinin, anonim ortaklığın uğradığı zararın tazminini talep etme hakkına sahip olduğu açıkça düzenlenmiştir. Anılan hükümde ifade edilen zarar, anonim ortaklığın doğrudan uğradığı; pay sahibinin ise bu zarar dolayısıyla yansıma yoluyla maruz kaldığı zararı ifade etmektedir (Dr. Ali ESKİOCAK, Yönetim Kurulu Üyelerinin Şahsi Sorumluluğuna İlişkin Davalarda Maddi Hukukun Usul Hukukuyla Etkileşimi, s.171-172). Nitekim anonim ortaklığın kötü yönetilmesi yahut yönetim kurulu üyelerinin kanun ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini ihlâl etmeleri suretiyle şirketin zarara uğratılması, pay sahiplerinin sahip oldukları payların değerinin azalmasına ve sermaye payı oranında tasfiye payının düşmesine yol açmakta; bu suretle pay sahipleri de dolaylı biçimde zarara uğramaktadır. Bu nedenle, pay sahiplerinin şirket zararının tazminini talep etme haklarının bulunduğu öğretide de kabul edilmektedir (Prof.Dr.Muhammet ÖZEKES – Prof.Dr.Vural SEVEN – Prof.Dr.Nedim MERİÇ, Sermaye Şirketlerinde Sorumluluk Davası (Ticaret Hukuku ve Usul Hukuku Kapsamında), s.98). Zira anonim ortaklığın malvarlığında meydana gelen bir zararın, pay sahibinin yansıma yoluyla zarar görmesine yol açmadığı bir ihtimalden söz edilemez. Gerçekten de, yönetim kurulu üyelerinin kanuna ve esas sözleşmeye aykırı karar ve davranışları neticesinde anonim ortaklığın zarara uğradığı her durumda, sorumluluk davasının temelinde yer alan malvarlığının korunması ilkesi ihlâl edilmiş olacak; bu ilke ise pay sahiplerinin menfaatlerini ve bu bağlamda payın ekonomik değerini doğrudan etkileyecektir. Bu çerçevede pay sahibi, sorumluluk davası açmak suretiyle yansıma yoluyla uğradığı zararın, hükmedilecek tazminatın anonim ortaklığa ödenmesi yoluyla giderilmesini sağlama imkânına sahiptir (Dr.Ali ESKİOCAK, Yönetim Kurulu Üyelerinin Şahsi Sorumluluğuna İlişkin Davalarda Maddi Hukukun Usul Hukukuyla Etkileşimi, Ankara 2022, s.173).
Yargıtay 17.Hukuk Dairesi’nin 14.10.2020 Tarihli 2019/2050 Esas 2020/5565 Karar sayılı kararında da aynı hususlar vurgulanmıştır; “…Türk Ticaret Kanununda şirketin uğradığı zararın şirket tarafından sorumlulardan (kurucular, müdürler, yöneticiler, tasfiye memurları vd.) istenmesi yani taraf ehliyetinin şirkette olması öngörülmüş, şirketin ihmali ya da sorumluların şirkete hakim olmaları nedeniyle dava açmamaları olasılığı düşünülerek zararın giderilmesi davasını açma hakkı şirket ortaklarına da verilmiş, ve bu husus 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 555/1 maddesinde “şirketin uğradığı zararın tazminini şirket ve her bir pay sahibi isteyebilir” biçiminde düzenlenmiştir. Ancak limited şirket ortakları tazminatın sadece şirkete ödenmesini isteyebilir. Kendilerine ödenmesini isteyemezler. Bu açıklamalar karşısında, şirket hâkim ortağı olan davacı … tarafından yapılan satış işlemi ve sonuçları limited şirketi doğrudan ilgilendirdiğine göre, ŞİRKET ORTAĞININ DAVA AÇABİLECEĞİ, DAVA AÇMAKTA HUKUKİ YARARININ BULUNDUĞU KUŞKUSUZDUR. Hâl böyle olunca, işin esasına girilerek, iddia ve savunma doğrultusunda tarafların tüm delillerinin toplanması, İİK 278, 229-280. maddeler tartışılarak toplanan ve toplanacak delillerin birlikte değerlendirilip, varılacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile yazılı biçimde hüküm kurulması isabetsizdir.”
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12.Hukuk Dairesi’nin 16.02.2021 Tarihli 2018/2227 Esas 2021/203 Karar sayılı kararında da aynı hususlar vurgulanmıştır. “…Dava, anonim şirket yöneticilerinin sorumluluğu kapsamında oluşan zararın tazmini istemine ilişkindir. TTK’nın 553(1). Maddesi uyarınca, şirket yöneticileri yasadan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kusurlarıyla ihlal ettikleri takdirde, bu yüzden oluşan zararlar nedeniyle ortaklığa, ortaklara ve ortaklık alacaklarına karşı sorumludur. TTK’NIN 553-555 MADDELERİ GEREĞİNCE, ŞİRKET ALACAKLILARI VE PAY SAHİPLERİNİN ŞİRKET YÖNETİCİLERİ HAKKINDA SORUMLULUK DAVASI AÇMALARI İMKANI MEVCUTTUR. Yöneticinin, ortaklığın mal varlığını azaltan veya kötüleştiren yasa ve ana sözleşme hükümlerine aykırı davranışları, ortaklar ve alacaklıların da dolaylı zarar görmesine yol açar. Başka bir anlatımla, ortaklığın doğrudan doğruya zarar görmesi, ortakların ve alacaklıların dolaylı zararı olarak sonuç doğurur. TTK’nın 369.maddesine göre ise; yönetim kurulu üyeleri ve yönetimle görevli üçüncü kişiler, görevlerini tedbirli bir yöneticinin özeniyle yerine getirmek ve şirketin menfaatlerini dürüstlük kurallarına uyarak gözetmek yükümlülüğü altındadırlar. (…)’’
Sonuç olarak, TTK.m.555 hükmü çerçevesinde pay sahiplerine tanınan sorumluluk davası açma yetkisi, şirket malvarlığının korunması ve yönetim organlarının denetlenmesi bakımından son derece önemli bir işlev üstlenmektedir. Bu düzenleme ile, şirket yönetiminin hareketsiz kalması veya sorumluların şirkete hâkim olması ihtimallerine karşı pay sahiplerine etkin bir hukuki müdahale imkânı tanınmıştır. Pay sahiplerinin bu davayı açmadaki hukuki menfaati, sahip oldukları pay ile şirket malvarlığı arasındaki doğrudan bağdan ve yansıma yoluyla uğradıkları zarardan kaynaklanmaktadır. Nitekim şirket malvarlığında meydana gelen her azalma, kaçınılmaz olarak pay sahiplerinin ekonomik menfaatlerini de olumsuz etkilemektedir. Bu nedenle, sorumluluk davası yalnızca şirketin değil, dolaylı olarak pay sahiplerinin de korunmasını sağlayan bir mekanizma niteliği taşımaktadır. Yargıtay ve Bölge Adliye Mahkemesi kararlarında da açıkça ifade edildiği üzere, pay sahiplerinin bu davayı açmakta hukuki yararlarının bulunduğu ve bu yetkinin etkin şekilde kullanılmasının gerektiği kabul edilmektedir. Tüm bu yönleriyle sorumluluk davası, şirketler hukukunda hesap verebilirlik ilkesini güçlendiren ve yönetim organlarının hukuka uygun davranmasını temin eden temel bir yargısal denetim aracı olarak karşımıza çıkmaktadır.
