SEBEPSİZ ZENGİNLEŞME KURUMU: ŞARTLARI, HUKUKİ NİTELİĞİ VE İADE REJİMİ ÜZERİNE DOKTRİNSEL BİR İNCELEME

Avukat Ali Mert Karakılçık

Doktrinde izah edildiği üzere sebepsiz zenginleşme, haklı bir sebep bulunmaksızın bir kimsenin malvarlığının, başka bir kimsenin malvarlığı aleyhine artması şeklinde ortaya çıkan bir çoğalmayı ifade etmektedir; nitekim malvarlığının azalması gerekirken haklı bir nedene dayanmaksızın azalmayıp mevcut durumunu koruması da bu kapsamda sebepsiz zenginleşme olarak kabul edilmektedir. Bu çerçevede, haklı bir sebep olmaksızın bir başkasının malvarlığından veya emeğinden zenginleşen kimsenin, elde ettiği bu zenginleşmeyi geri verme yükümlülüğü altında bulunduğu açıkça hükme bağlanmıştır (BK. m. 77/1) (Prof.Dr.Mehmet AYAN, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 11.Baskı, Ankara 2016, s.343). Keza bu yönüyle sebepsiz zenginleşme, haklı bir sebebe dayanmadan bir malvarlığından diğerine yönelen değer kaymalarını dengelemeyi ve başkasının malvarlığına geçen değerin iadesini sağlamayı amaçlayan, diğer bir ifadeyle düzeltici bir işleve sahip olan bir hukuki kurumdur (Prof.Dr.Osman Gökhan ANTALYA, Marmara Hukuk Yorumu Borçlar Hukuku Genel Hükümler Cilt:v/1-2, 2.Baskı, Ankara 2019, s.681). Bu düzeltici işlevin etkin bir şekilde yerine getirilebilmesi için ise, sebepsiz zenginleşmeden doğan borç ilişkisinin kurulabilmesi bakımından fakirleşenin ya da herhangi bir üçüncü kişinin kusurlu olması şartı aranmamış, böylelikle kurumun objektif niteliği özellikle vurgulanmıştır (Prof.Dr.Osman Gökhan ANTALYA, Marmara Hukuk Yorumu Borçlar Hukuku Genel Hükümler Cilt:v/1-2, s.683 ; Aynı yönde Prof.Dr.Mehmet AYAN, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, s.350).

Bu noktada, sebepsiz zenginleşmenin hukuki yapısının daha iyi anlaşılabilmesi için şartlarının sistematik biçimde ortaya konulması gerekmektedir; zira doktrinde kabul edildiği üzere sebepsiz zenginleşmenin unsurları, “bir malvarlığının zenginleşmesi”, “başka bir malvarlığının fakirleşmesi”, “zenginleşme ile fakirleşme arasında uygun illiyet (nedensellik) bağının bulunması” ve nihayet “haklı bir sebebin bulunmaması” olmak üzere dört temel başlık altında toplanmaktadır (Prof.Dr.Mehmet AYAN, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, s.344).

A-Bir malvarlığı zenginleşmesinin bulunması; sebepsiz zenginleşmenin varlığından söz edilebilmesi bakımından öncelikli ve kurucu nitelikte bir şarttır; zira bu kapsamda zenginleşme, malvarlığının mevcut durumu ile haklı bir sebebe dayanmayan bir artış gerçekleşmemiş olsaydı bulunacağı durum arasındaki olumlu fark olarak tanımlanmaktadır. Bu itibarla söz konusu zenginleşme, ya malvarlığının aktifinin fiilen artması ya da normal şartlar altında azalması gerekirken herhangi bir haklı sebep olmaksızın azalmaması şeklinde ortaya çıkabilmektedir (Prof.Dr.Mehmet AYAN, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, s.344 ; Benzer Yönde Prof.Dr.Ahmet M. KILIÇOĞLU, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, s.536). Nitekim özellikle vurgulamak gerekir ki malvarlığındaki her türlü artış, ekonomik değer ifade ettiği ölçüde zenginleşme olarak kabul edilmekte olup, bu kapsamda ekonomik değere sahip olan her türlü mal, hizmet, maddi ve fikri varlıklar, haklar (alacak hakkı veya hakkın kuvvetlendirilmesi, örneğin def’i hakkından vazgeçilmesi), fırsat ve avantajlar ile kullanma ve yararlanma imkânları (örneğin başkasına ait fikrî veya sınai bir haktan yararlanma), doğal ya da hukuki semereler ve hatta zilyetliğin kazanılması dahi zenginleşmenin konusunu oluşturabilmektedir. Keza cismani bir varlığa sahip olan bazı manevi değerlerin dahi, örneğin nişanlılar arasında kişisel mektupların iadesi gibi durumlarda, zenginleşme kapsamında değerlendirilmesi mümkündür (Prof.Dr.Osman Gökhan ANTALYA, Marmara Hukuk Yorumu Borçlar Hukuku Genel Hükümler Cilt:v/1-2, s.684). Öte yandan zenginleşmenin kapsamının belirlenmesinde doktrinde “fark teorisi” benimsenmiş olup, bu teori uyarınca malvarlığının zenginleşme sonrasındaki değeri ile zenginleşme gerçekleşmemiş olsaydı ulaşacağı değer arasındaki fark esas alınmaktadır. Bu doğrultuda sebepsiz zenginleşme, yalnızca kazanılan şeyin geri verilmesini değil, aynı zamanda bu kazanımla illiyet bağı içerisinde bulunan her türlü yarar ve iktisabın da iade kapsamına dahil edilmesini gerektirmektedir (Prof.Dr.Osman Gökhan ANTALYA, Marmara Hukuk Yorumu Borçlar Hukuku Genel Hükümler Cilt:v/1-2, 2.Baskı, s.685).

B-Bir malvarlığı azalmasının bulunması; sebepsiz zenginleşmenin ikinci temel şartını oluşturmakta olup, bu kapsamda bir başka malvarlığının fakirleşmiş olması zorunludur; nitekim zenginleşme nasıl farklı şekillerde ortaya çıkabiliyorsa, fakirleşme de benzer biçimde çeşitli görünümler arz edebilmektedir. Bu çerçevede ilk ihtimal, malvarlığının aktifinin fiilen azalması ya da normal şartlar altında beklenen bir artışın gerçekleşmesinin engellenmesi şeklinde kendini gösterirken, ikinci ihtimalde ise malvarlığının pasifinin artması veya azalması gerekirken herhangi bir haklı neden olmaksızın azalmaması söz konusu olmaktadır (Prof.Dr.Mehmet AYAN, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, s.345 Benzer Yönde Prof.Dr.Ahmet M. KILIÇOĞLU, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, s.533-534). Bununla birlikte fakirleşme çoğu zaman, zenginleşen kişinin karşı tarafın malvarlığına hukuka aykırı şekilde müdahale etmesi sonucunda meydana gelmekte olup, başkasının hukuk alanının ihlali suretiyle elde edilen her türlü kazanç, başkası aleyhine gerçekleşen bir zenginleşme olarak değerlendirilmektedir. Nitekim bir kimsenin hukuk alanına yönelik haksız müdahale, ihlal veya bu alanın daraltılması, her ne kadar doğrudan bir malvarlığı azalmasına yol açmasa dahi, hukuk alanının ihlali anlamına gelmekte ve bu kapsamda fakirleşme unsurunu karşılayabilmektedir. Bu bağlamda bir malvarlığının gasp edilmesi, tüketilmesi ya da ondan yararlanılması gibi haller de, ilgili kişinin hukuk alanının ihlali niteliğinde olup sebepsiz zenginleşme bakımından fakirleşme unsurunun gerçekleştiğini ortaya koymaktadır (Prof.Dr.Osman Gökhan ANTALYA, Marmara Hukuk Yorumu Borçlar Hukuku Genel Hükümler Cilt:v/1-2, s.688-689).

C-Zenginleşme ile fakirleşme arasında uygun illiyet bağının bulunması; sebepsiz zenginleşmenin üçüncü temel şartını teşkil etmekte olup, bu kapsamda bir malvarlığında meydana gelen zenginleşmenin, diğer bir malvarlığındaki azalmanın sonucu olarak ortaya çıkması gerekmektedir; başka bir ifadeyle, zenginleşme ile fakirleşme arasında açık ve uygun bir sebep-sonuç ilişkisinin varlığı zorunludur. Nitekim bu tür bir nedensellik bağı bulunmadığı takdirde, sebepsiz zenginleşmenin varlığından söz edilemeyecek ve dolayısıyla ortaya çıkan zenginleşmenin iadesi de talep edilemeyecektir (Prof.Dr.Mehmet AYAN, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, s.345 Benzer Yönde Prof.Dr.Ahmet M. KILIÇOĞLU, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, s.539). Bu çerçevede, sebepsiz zenginleşmenin söz konusu olabilmesi için zenginleşmenin mutlaka başkasının malvarlığından veya emeğinden kaynaklanması gerektiği kabul edilmekte olup, haksız fiilden farklı olarak burada belirli bir davranışın varlığı aranmaksızın, malvarlıkları arasında kurulan nedensellik ilişkisinin varlığı yeterli görülmektedir. Bununla birlikte doktrinde daha geniş bir yaklaşım benimsenerek, klasik anlamda uygun illiyet bağının aranmasının ötesinde, somut olayda iki olgu arasında “onsuz olmama” şeklinde ifade edilen şart ilişkisinin bulunmasının da yeterli olduğu kabul edilmektedir (Prof.Dr.Osman Gökhan ANTALYA, Marmara Hukuk Yorumu Borçlar Hukuku Genel Hükümler Cilt:v/1-2, s.690).

D-Haklı bir sebebin bulunmaması; sebepsiz zenginleşmenin varlığından söz edilebilmesi bakımından kurucu nitelikte bir unsur olup, bu kapsamda zenginleşmenin mutlaka hukuken geçerli bir nedene dayanmaması gerekmektedir; nitekim bu nedenle haksız zenginleşme, hukuki bir sebebe dayanmayan malvarlığı kayması ya da değer aktarımı olarak tanımlanmaktadır (Prof.Dr.Osman Gökhan ANTALYA, Marmara Hukuk Yorumu Borçlar Hukuku Genel Hükümler Cilt:v/1-2, s.690). Bu bağlamda haklı bir sebebin yokluğu, sebebin geçersiz olması (BK. m. 77/1), hiç gerçekleşmemiş bulunması (BK. m. 77/1), sonradan ortadan kalkmış olması (BK. m. 77/1) veya borç olmayan bir şeyin ifa edilmesi (BK. m. 78/1) gibi çeşitli ihtimaller çerçevesinde ortaya çıkabilmektedir (Prof.Dr.Mehmet AYAN, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, s.345 ; Benzer yönde Prof.Dr.Ahmet M. KILIÇOĞLU, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, s.542). Nitekim TBK m.77 hükmü de, özellikle zenginleşmenin geçerli olmayan bir sebebe dayanması halinde dahi doğmuş sayılacağını açıkça düzenlemekte olup, bu durum doktrinde “dar anlamda sine causa” (sebepsiz kazandırma) olarak ifade edilmektedir (Prof.Dr.Osman Gökhan ANTALYA, Marmara Hukuk Yorumu Borçlar Hukuku Genel Hükümler Cilt:v/1-2, s.701 ; Benzer Yönde Prof.Dr.Mehmet AYAN, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, s.345-346).

Yukarıda açıklanan hallerin gerçekleşmesi halinde ise, sebepsiz zenginleşmenin hukuki sonucu, zenginleşenin malvarlığında ortaya çıkan haksız artışı fakirleşene iade etmesi yükümlülüğüdür; zira “haklı bir sebep olmaksızın, bir başkasının malvarlığından veya emeğinden zenginleşen, bu zenginleşmeyi geri vermekle yükümlüdür” (BK. m. 77/9) (Prof.Dr.Mehmet AYAN, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, s.349 Prof.Dr.Ahmet M. KILIÇOĞLU, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, s.548). Bu yönüyle, sebepsiz zenginleşme hükümlerinin temel amacı, iki malvarlığı arasında haklı bir sebep olmaksızın meydana gelen değer kaymasının ortadan kaldırılması ve bu kaymanın iade yoluyla düzeltilmesidir. Bu kapsamda iade, mümkün olduğu ölçüde aynen gerçekleştirilmekte; ancak aynen iadenin mümkün olmadığı veya ikame bir değerin söz konusu olmadığı hallerde, fakirleşenin zenginleşme değerini tüm kapsamıyla geri verme borcu doğmaktadır (Prof.Dr.Osman Gökhan ANTALYA, Marmara Hukuk Yorumu Borçlar Hukuku Genel Hükümler Cilt:v/1-2, s.714). Nitekim sebepsiz zenginleşme davası da, fakirleşenin malvarlığında haksız şekilde meydana gelen artışın iadesini sağlamak amacıyla zenginleşen aleyhine yönelttiği bir alacak davası niteliğini taşımaktadır (Prof.Dr.Mehmet AYAN, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 11.Baskı, s.349).

Sebepsiz zenginleşme davası sonucunda, haklı bir sebebe dayanmayan zenginleşmenin iadesine karar verilmekte olup, bu iade kural olarak mümkün olduğu ölçüde aynen gerçekleştirilmelidir; nitekim aynen iadenin mümkün olduğu durumlarda para ödenmesine hükmedilmesi hukuken mümkün değildir. Bu çerçevede, soyut nitelik taşıdığı kabul edildiği takdirde sebepsiz şekilde devredilmiş bir alacağın geri devri de aynen iade kapsamında değerlendirilebilecektir. Buna karşılık aynen iadenin mümkün olmadığı hallerde ise, zenginleşmenin karşılığı olan değerin para ile ödenmesi gerekmekte olup, satış bedeli, sigorta tazminatı veya diğer ikame değerlerin de bu kapsamda iadesi zorunludur (Prof.Dr.Mehmet AYAN, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, s.352). Öte yandan sebepsiz zenginleşmede geri verme borcunun kapsamı, zenginleşenin iyiniyetli ya da kötüniyetli olmasına göre değişiklik göstermekte olup, bu ayrımın belirlenmesinde TMK m.3 hükmü esas alınmaktadır (Prof.Dr.Mehmet AYAN, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, s.353). Buna göre, zenginleşen kişinin, elde ettiği kazanımın haklı bir sebebe dayanmadığını bilmemesi veya kendisinden beklenen dikkat ve özeni göstermesi halinde dahi bunu bilemeyecek durumda bulunması halinde iyiniyetli olduğu kabul edilmekte; buna karşılık bu durumu bilmesi ya da bilebilecek durumda olması halinde ise kötüniyetli sayılmaktadır. Bu bağlamda kötüniyetli zenginleşen, zenginleşmenin azaldığı yönünde bir savunma ileri süremeyecek olup, zenginleşmenin kapsamına ilişkin değerlendirme yalnızca iktisap anıyla sınırlı tutulmayacak, iktisap anından iade anına kadar geçen süreçteki her dönem bakımından ayrıca ele alınacaktır. Dolayısıyla gerek yapılan giderler gerekse zenginleşmenin azalmasına ilişkin hususlar, zenginleşenin ilgili dönemdeki iyiniyetli veya kötüniyetli durumuna göre farklı hukuki sonuçlara tabi olacaktır (Prof.Dr.Osman Gökhan ANTALYA, Marmara Hukuk Yorumu Borçlar Hukuku Genel Hükümler Cilt:v/1-2, s.713).

Bu çerçevede özellikle belirtmek gerekir ki kötüniyetli sebepsiz zenginleşen, zenginleşmenin tamamını geri vermekle yükümlü olup, bu yükümlülük geri verme anında elinde herhangi bir değer kalmamış olsa dahi devam etmektedir (Prof.Dr.Mehmet AYAN, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, s.354). Diğer bir ifadeyle, zenginleşen kişi zenginleşmeyi iyiniyetli olmaksızın elden çıkarmışsa ya da elden çıkarırken ileride geri vermek zorunda kalabileceğini öngörmesi gerekiyorsa, zenginleşmenin tamamını iade etmekle yükümlü olacaktır (TBK. m. 80/11) (Prof.Dr.Osman Gökhan ANTALYA, Marmara Hukuk Yorumu Borçlar Hukuku Genel Hükümler Cilt:v/1-2, s.720). Ayrıca, ana alacak bakımından sebepsiz zenginleşmenin gerçekleştiği tarihten itibaren temerrüt faizinin yürütüleceği de kabul edilmektedir (Prof.Dr.Mehmet AYAN, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, s.354-355).

Sonuç olarak, sebepsiz zenginleşme kurumu, haklı bir hukuki sebep olmaksızın malvarlıkları arasında meydana gelen değer kaymalarını ortadan kaldırmayı hedefleyen, sistematik ve tamamlayıcı nitelikte bir borç kaynağı olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu kurum sayesinde, bir kimsenin diğerinin malvarlığı aleyhine elde ettiği haksız kazanımların korunması değil, aksine iade edilmesi sağlanarak hukuk düzeninde adalet ve denge tesis edilmektedir. Nitekim zenginleşmenin varlığı, buna karşılık gelen bir fakirleşmenin bulunması ve bu iki olgu arasında uygun bir illiyet bağının kurulabilmesi halinde, ayrıca bu kazanımın haklı bir sebebe dayanmaması durumunda iade yükümlülüğü doğmaktadır. Bu yönüyle sebepsiz zenginleşme, haksız fiil ve sözleşmeden doğan borç ilişkilerinden farklı olarak, kusurdan bağımsız ve objektif bir sorumluluk rejimi öngörmektedir. Öte yandan iade borcunun kapsamı belirlenirken zenginleşenin iyiniyetli ya da kötüniyetli olması, hukuki sonuçlar bakımından belirleyici bir rol oynamaktadır. Bu bağlamda iyiniyetli zenginleşen belirli sınırlamalar çerçevesinde sorumlu tutulurken, kötüniyetli zenginleşen elde ettiği tüm kazanımı eksiksiz olarak iade etmekle yükümlü kılınmaktadır. Ayrıca iadenin mümkün olduğu ölçüde aynen gerçekleştirilmesi, bunun mümkün olmaması halinde ise ikame değerlerin veya bedelinin ödenmesi esası benimsenmektedir. Böylelikle sadece asli kazanım değil, bu kazanımla bağlantılı tüm ekonomik faydalar da iade kapsamına dahil edilerek tam bir denkleştirme sağlanmaktadır. Bunun yanı sıra, sebepsiz zenginleşmenin gerçekleştiği andan itibaren temerrüt faizinin işletilmesi suretiyle, fakirleşenin uğradığı kaybın telafisi daha da etkin hale getirilmektedir. Tüm bu yönleriyle değerlendirildiğinde, sebepsiz zenginleşme kurumu, hukuk düzeninin hakkaniyet ilkesini somutlaştıran ve malvarlıkları arasındaki dengenin korunmasını temin eden temel mekanizmalardan biri olarak önemini açıkça ortaya koymaktadır.

 

 

 

 

 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir