Avukat Ali Mert Karakılçık
Bilindiği üzere 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 20.maddesinde ve devamı hükümlerinde genel işlem koşulları açıkça düzenlenmiş olup, bu kurum sözleşme özgürlüğünün sınırlarını belirleyen önemli bir mekanizma olarak karşımıza çıkmaktadır. Nitekim genel işlem koşulları, sözleşme şartlarının taraflarca serbestçe müzakere edilerek belirlenmesi yerine, taraflardan yalnızca birinin önceden tek taraflı olarak hazırladığı hükümlerin karşı tarafa herhangi bir müzakere imkânı tanınmaksızın sunulması halinde söz konusu olmaktadır (Prof.Dr.İhsan ERDOĞAN, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 4.Baskı, Ankara 2019, s.83). Bu doğrultuda TBK.m.20’de genel işlem koşulları; “düzenleyenin, ileride çok sayıdaki benzer sözleşmelerde kullanmak amacıyla önceden tek başına hazırlayarak sözleşmenin kurulması aşamasında karşı tarafa sunduğu sözleşme hükümleri” şeklinde tanımlanmıştır. Bununla birlikte, söz konusu koşulların sözleşme metni içinde veya ekinde yer alması, kapsamı, yazı türü ya da şekli nitelendirme bakımından belirleyici olmadığı gibi, aynı amaçla hazırlanan sözleşme metinlerinin birebir aynı olmaması da bu sözleşmelerde yer alan hükümlerin genel işlem koşulu sayılmasına engel teşkil etmemektedir (Prof.Dr.Ahmet M. KILIÇOĞLU, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, s.129-130). Öte yandan, kanunun açık hükmü gereğince genel işlem koşullu sözleşmeye veya ekine “koşulların her birinin tartışılarak kabul edildiğine” ilişkin kayıtların konulmuş olması da tek başına bu hükümleri genel işlem koşulu olmaktan çıkarmaya yetmemektedir (TBK.m.20/11). Ayrıca, sözleşme metnini hazırlayan tarafın kamu kudretini kullanan bir kişi veya kurum olması da bu sözleşmelerin genel işlem koşulu niteliğini ortadan kaldırmamakta olup, kanuni düzenlemeler bu tür sözleşmeler bakımından da aynen uygulanmaktadır (Prof.Dr.İhsan ERDOĞAN, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, s.84 ; Prof.Dr.Ahmet M. KILIÇOĞLU, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, s.130).
Bu kapsamda bir düzenlemenin genel işlem koşulu sayılabilmesi için, sözleşme metninin taraflardan biri tarafından, diğer tarafla herhangi bir müzakere yapılmaksızın ve sözleşme görüşmelerine başlanmadan önce tek taraflı olarak hazırlanmış veya hazırlatılmış olması yeterlidir (Prof.Dr.Ahmet M. KILIÇOĞLU, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, s.130). Nitekim sözleşme koşullarını tek taraflı olarak hazırlayan taraf, bu koşulları karşı tarafa sunarken onun serbestçe inceleyip değerlendirme ve buna göre karar verme imkânını fiilen sınırlandırmakta, böylece sözleşme dengesini kendi lehine şekillendirebilmektedir (Prof.Dr.İhsan ERDOĞAN, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, s.84). Ayrıca bu koşulların belirli bir kişi için değil, birden fazla veya belirsiz sayıda kişi için hazırlanmış olması halinde de genel işlem koşullarının varlığı kabul edilmektedir (Prof.Dr.İhsan ERDOĞAN, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, s.84). Bu çerçevede genel işlem koşulunun haksızlığı, sözleşmede taraflar arasındaki menfaat dengesinin karşı taraf aleyhine bozulması ile ortaya çıkmakta olup, zira normal şartlarda sözleşme müzakeresi sürecinde her iki taraf da kendi menfaatini koruma imkânına sahiptir; oysa müzakere edilmeksizin dayatılan hükümler, karşı tarafın bu imkânını ortadan kaldırmaktadır. Bu nedenle, menfaat dengesinin karşı tarafın iradesi dikkate alınmaksızın aleyhine bozulduğu hallerde söz konusu koşullar haksız kabul edilmekte, ayrıca sözleşmenin niteliğine ve işin özelliğine yabancı hükümler de haksız şart olarak değerlendirilmektedir. Bunun yanında, genel işlem koşulu niteliğindeki sözleşme hükümlerinin dürüstlük kuralına aykırı biçimde karşı tarafın durumunu ağırlaştıran ve onun aleyhine sonuçlar doğuran hükümler içermesi de haksız koşul olarak nitelendirilmektedir (Prof.Dr.İhsan ERDOĞAN, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, s.84-85 ; Prof.Dr.Ahmet M. KILIÇOĞLU, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, s.136). Bu bağlamda, bir tarafın genel işlem koşulu iddiasında bulunması halinde mahkemece öncelikle “koşul denetimi” yapılmalı, yani sözleşme metninin tek taraflı olarak ve çok sayıda sözleşmede kullanılmak üzere hazırlanıp hazırlanmadığı araştırılmalıdır; zira bu nitelikleri taşıyan sözleşme metinleri genel işlem koşulu olarak kabul edilmektedir (Prof.Dr.İhsan ERDOĞAN, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, s.85). Bu incelemenin ardından mahkeme, ikinci aşamada “içerik denetimi” yaparak sözleşmede haksız koşulların bulunup bulunmadığını değerlendirmelidir (TBK m.25). Nitekim haksızlık, dürüstlük kuralına aykırı ve diğer taraf aleyhine sonuç doğuran hükümlerin varlığı ile ortaya çıkmaktadır (Prof.Dr.İhsan ERDOĞAN, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, s.85-86 ; Benzer Yönde Prof.Dr.M. Kemal OĞUZMAN – Prof.Dr.M. Turgut ÖZ, Borçlar Hukuku Genel Hükümler Cilt-1, s.172). Nihayetinde, bu tür uyuşmazlıklarda mahkemenin yorum denetimi de yapması gerekmekte olup, TBK m.23 uyarınca genel işlem koşullarında yer alan bir hüküm açık ve anlaşılır değilse veya birden fazla anlama geliyorsa düzenleyenin aleyhine ve karşı tarafın lehine yorumlanmalı; aynı şekilde hüküm ilk bakışta açık görünse dahi gerçek anlamının ancak yorum yoluyla belirlenebildiği durumlarda da yine düzenleyenin aleyhine ve diğer tarafın lehine olacak şekilde yorumlanması gerekmektedir (Prof.Dr.İhsan ERDOĞAN, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, s.86 ; Prof.Dr.M. Kemal OĞUZMAN – Prof.Dr.M. Turgut ÖZ, Borçlar Hukuku Genel Hükümler Cilt-1, s.173)
Yukarıdaki açıklamalar ışığında genel işlem koşullarının yaptırımına bakıldığında, karşı tarafın menfaatine aykırı haksız koşullar içeren ve ayrıca karşı tarafın bilgisine sunulmayarak inceleme imkânı tanınmayan genel işlem koşullarının yazılmamış sayılacağı açıktır (TBK m.21/1). Bununla birlikte, genel işlem koşulunun karşı taraf lehine olup olmadığı ayrıca incelenmeksizin, sözleşmenin niteliğine ve işin özelliğine yabancı nitelik taşıyan hükümler de doğrudan yazılmamış sayılmaktadır (TBK m.21/2) (Prof.Dr.İhsan ERDOĞAN, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, s.86 ; Prof.Dr.M. Kemal OĞUZMAN – Prof.Dr.M. Turgut ÖZ, Borçlar Hukuku Genel Hükümler Cilt-1, s.169-170 ; Prof.Dr.Ahmet M. KILIÇOĞLU, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, s.132). Nitekim Türk Borçlar Kanunu’nun 21. ve 24. maddelerinde düzenlenen “yazılmamış sayılma” yaptırımı emredici nitelikte olup, bu nedenle hâkim tarafından re’sen dikkate alınması gereken bir hukuki sonuç doğurmaktadır (Prof.Dr.İhsan ERDOĞAN, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, s.87 ; Benzer Yönde Prof.Dr.M. Kemal OĞUZMAN – Prof.Dr.M. Turgut ÖZ, Borçlar Hukuku Genel Hükümler Cilt-1, s.170).
Sonuç olarak, genel işlem koşulları kurumu, sözleşme özgürlüğünün mutlak olmadığını ortaya koyan ve özellikle zayıf tarafın korunmasını amaçlayan temel bir hukuki denge aracıdır. Bu çerçevede, sözleşme hükümlerinin tek taraflı olarak hazırlanıp karşı tarafa dayatılması halinde, bu hükümlerin hukuki denetime tabi tutulması kaçınılmazdır. Nitekim kanun koyucu, bu tür hükümler bakımından hem koşul denetimi hem içerik denetimi hem de yorum denetimi öngörerek çok katmanlı bir koruma mekanizması tesis etmiştir. Özellikle dürüstlük kuralına aykırı, menfaat dengesini bozan ve karşı tarafın durumunu ağırlaştıran hükümler, haksız koşul olarak nitelendirilmekte ve hukuken geçerlilik kazanamamaktadır. Bu kapsamda “yazılmamış sayılma” yaptırımı, genel işlem koşullarına karşı en etkili ve doğrudan koruma araçlarından biri olarak öne çıkmaktadır. Üstelik bu yaptırımın emredici nitelikte olması, mahkemenin tarafların ileri sürmesine gerek olmaksızın bu hususu re’sen dikkate almasını zorunlu kılmaktadır. Böylece sözleşme serbestisinin sınırları, yalnızca taraf iradeleriyle değil, aynı zamanda hukuk düzeninin öngördüğü objektif ilkelerle de belirlenmektedir. Yargısal denetimin bu alandaki etkinliği, uygulamada haksız şartların bertaraf edilmesini ve sözleşme adaletinin sağlanmasını mümkün kılmaktadır. Bu yönüyle genel işlem koşulları rejimi, modern borçlar hukukunun sosyal adalet ve denge arayışının somut bir yansımasıdır. Nihayetinde bu düzenlemeler, sözleşme ilişkilerinde güç dengesizliğinden doğabilecek kötüye kullanımları önleyerek, hukuki güvenlik ve hakkaniyet ilkelerinin hayata geçirilmesini temin etmektedir.
